Ara
  • Atagün Mert Kejanlıoğlu

SADECE SANSÜR “Sadece Diktatör”ün Yasaklanmasının İHAS’a Aykırılığına Dair


Türkiye’de olan biteni çabuk unutmamak kolay değil. Sürekli maruz kaldığımız “son dakika” bombardımanı bir yana, iki seneyi aşan olağanüstü hâl rejimi hepimizin “olağan”ı hatırlamasını zorlaştırdı. Tam da bu yüzden üzerinden sadece iki sene geçmiş olan fakat OHAL’in bıraktığı onlarca iz arasında unutulmuş bir olayı hatırlayalım ve hukuki açıdan inceleyelim istedim: “Sadece Diktatör” oyununun sansürlenmesi vakası.


Türkiye’nin ifade özgürlüğü sicilinin parlak olmadığı herkesin malumu; ancak açıkça oyun sansürü her gün gördüğümüz bir olay değil. Bunun sebebinin sanat özgürlüğüneverilenönem olduğunu söylemek elbette ki saflık olur. Bu durum daha çok bir oyunun hukuki bir işlemle doğrudan yasaklanmasından önce devreye girebilecek birçok caydırıcı mekanizmanın varlığından kaynaklanıyor. Oyun için tahsis edilen sahnelerin son anda iptal edilmesi, devlet baskısı korkusuyla muhalif olarak mimlenmiş oyuncuların istihdam edilmemesi ve – belki de bu mekanizmaların en görünmez ve en etkili olanı –otosansür bu mekanizmalara verilebilecek ilk örnekler. Bu nedenle, devletin elindeki bu olanakların ötesine geçip “Sadece Diktatör” oyununu sansürlemeye karar vermesi özel bir ilgiyi hak ediyor.


Onur Orhan’ın yazıp Caner Erdem’in yönettiği ve Barış Atay (Mengüllüoğlu)’ıntek başına sahnelediği “Sadece Diktatör” Kadıköy Emek Tiyatrosu’nun yapımı. Oyunun konusu ise oldukça basit görünüyor. Görünüyor diyorum çünkü sansürlendiğinden ötürü oyunu izleyemedim, fakat oyunun sansüründen sonra oyun metni genel erişime açıldığı için metni okuma fırsatım oldu.[i]Kısaca oyun, bir diktatörün nasıl diktatör olabildiğini sorguluyor ve sorgulatıyor.[ii]Elbette ki bunu yaparken diktatör karakterine, bu karakteri de eleştiren bir perspektiften yaklaşıyor. Fakat oyunun metnine hızlıca göz attığınızda bile oyunun yerdiği tekunsurun diktatör olmadığı hemen ortaya çıkıyor. Diktatörün monologundan ibaret olan bu oyunun eleştiri oklarının diğer – ve belki de esas– hedefi seyirci.Umuyorum ki aşağıdaki alıntı, asıl hedefin seyirci olduğunu söylerken ne demek istediğimi açıklayacaktır:


“Hangimiz daha şaşaalı yaşıyoruz acaba? Benim kariyerimle kendi kariyerini kıyasla şimdi. Acaba hangimiz pozisyonumuza göre daha gösterişli bir hayat sürüyoruz? (Seyircilerden birine doğru dönerek.) Telefonunu almak için kaç̧ taksit borçlandın? Ne kadarını sattın hayatının? Kime sattın? (Kendini işaret edercesine, “Anladın sen onu!” der gibi göz kırpar.) Söyle bana, hey sen! (Karanlıkta birini işaret eder.) Evet, evet sen, son Avrupa seyahatinin borçlarını ödüyorsun halâ, öyle değil mi? Nasıl güzel miydi oralar? Biraz kültür edinmek için bir süre daha köleleştirilmeyi kabul ettin. “Bir kere geldik dünyaya” diyorsun değil mi kendi kendine? Bir kere geldik, haklısın... (Seyirciye doğru, bir başka tarafa dönerek.) Hey sen, AVM’den şikâyet ediyorsun ama oradan çıktığın yok!”[iii]


Bu yönüyle oyun, inandığı değerleri korumak ve savunmak için harekete geçmemiş, dayanışmamış,atılkalmış bir toplumun eleştirisi.Diktatörün yükselişinin sebebi olarak da buna işaret ediyor.Oyunu okurken günümüz Türkiye’sini düşünmemek elbette ki imkânsız. Ancak ne oyundan yansıyan fotoğraflar [iv]da oyunun metni de konunun doğrudan Türkiye olmadığını gösteriyor. Metinde “Diktatör” karakterinin bir ismi olmadığı gibi oyunun geçtiği yer ve zamana dair net bir ibare de bulmak mümkün değil. Bu nedenle oyun aslında demokrasinin çöküşe geçip lider kültünün yükselişe geçtiği rejimlerinin tamamını imleyecek bir niteliğe sahip. Türkiye’nin bu rejimlerden biri olup olmadığı sorusu ise izleyicinin takdirine bırakılmış. Tüm bunlardan varmak istediğim sonuç aslında çok basit. Bu metin, bir belgesel, bir biyografiveya gerçek hayattaki bir kişiyi ismini kullanarak kurgunun içine yerleştiren bir eser bile değil, siyasi bir mesajı olan fakat kurgusal bir oyun.


Gelelim bu oyunu yasaklayan idarenin kullandığı gerekçelere. Oyun ilk olarak Kadıköy’de yasaklandı ve oyunun yasaklanmasına ilişkin tutanakta oyunun “kamu düzen ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyebileceği, emniyet ve kamu güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, toplumsal huzur ve güven ortamının bozulabileceği” sebebiyle yasaklandığı belirtiliyordu.[v] Oyun bu yasaktan on gün sonra Ankara Valiliği tarafından da yasaklandı. Bu yasağın gerekçesinde ise,“halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği; bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği; ayrıca kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasını tehlikeye düşürebileceği göz önünde bulundurulduğunda ‘Sadece Diktatör’ adlı tiyatro organizasyonuna katılacak grup ve şahıslara yönelik bazı kesimler tarafından birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği”[vi] ileri sürülüyordu.


İki yasağın da gerekçelerinin son derece muğlak ve genel olduğu tartışmaya yer bırakmayacak kadar ortada. Buradaki sorun ise bu derece genel ifadelerle ve idari işlemle ciddi bir ifade özgürlüğü kısıtlaması getirilmiş olması. Elbette ki bir idari işlemle yapıldığı için bu yasağın hukuka uygunluğu öncelikle idare hukukunun konusu. Ancak bir ifade özgürlüğü kısıtlaması olan bu işlemin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü koruma altına alan 10. maddesi ışığında da incelenmesi mümkün. Kaldı ki Anayasa’nın 90. maddesi bu incelemeyi idare hukuku bakımından da gerekli kılıyor.


Öncelikle en temel soru ile başlayalım. Sanatsal ifade, Sözleşme’nin 10. Maddesinin kapsamında korunuyor mu?Mahkeme’nin içtihadı 1988 yılından beri buna net bir evet cevabı veriyor.[vii]O halde 10. maddenin ifade özgürlüğüne dair getirdiği sınırlama şartlarının “Sadece Diktatör”ün yasaklanmasına da uygulanacağına şüphe yok. Bu şartlar ise kanunla öngörülme, meşru bir amaca yönelik olma ve demokratik toplumun gereklerine uygun olma olarak sıralanıyor. Bu şartlardan kanunla öngörülme ve demokratik toplumda gereklilik “Sadece Diktatör”ün yasaklanmasında özel bir ilgiyi hak ediyor.


İlk şart olan kanunla öngörülme ile başlayacak olursak ilk bakışta bu şart yerine getirilmiş görünüyor. Zira bu yasağın kanuni dayanağı mevcut. Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11. Maddesinin (h) bendi, sahne oyunlarının gerektiğinde yasaklanacağını hüküm altına almış. İl İdaresi Kanunu’nun 32. Maddesinin Ç fıkrası ise kaymakama, ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının tasarrufa müteallik emniyetin,kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi veriyor. Bu iki madde gerçekten de getirilen bu yasağın kanuni dayanağını oluşturuyor. Ancak bu noktada geliştirilebilecek önemli bir argüman mevcut. Zira Mahkeme’nin içtihadı uyarıncaifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerin kanunla öngörülmesi bunların sadece şeklen kanuna dayanması anlamına gelmez. Kanunla düzenlenen müdahalenin öngörülebilir ve erişilebilir olması da gerekir.[viii]


Bu olay özelinde kanunun getirdiği standartların ise yeterince öngörülebilir olduğunu söylemek mümkün görünmüyor. Zira İl İdaresi Kanunu kaymakamlığa kamu esenliğinin sağlanması için sınırı tamamen belirsiz genel bir yetki verirken, Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11. maddesinin (h) bendi ise sahne oyunlarının gerektiğinde yasaklanacağını belirtmiş, bu yasağın koşullarına ilişkin makul derecede öngörülebilir hiçbir sınır çizmemiştir. Bu yetkinin sınırları tamamıyla belirsiz olup, getirilen yaptırım ise bu belirsizlikle örtüşemeyecek derecede ağır ve süresizdir. Bu nedenle ilgili düzenlemenin yeterince öngörülebilir olduğu ileri sürülemeyeceğinden, müdahalenin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ndeki anlamıyla kanunla öngörülmediğini ileri sürmek mümkün.


Diğer önemli kriter olan demokratik toplumda gereklilik ise İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne göre yapılan müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı olması anlamına gelmektedir.[ix] Mahkemeye göre eğer müdahale, “Sadece Diktatör”ün yasaklanmasında olduğu üzere, bir ifadenin önceden yasaklanmasına ilişkin ise – bir diğer deyişle sansür ise – bu müdahale daha tehlikeli bir sonuç yarattığından daha ayrıntılı ve özenli bir şekilde değerlendirilmelidir.[x]


Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken,bir oyunun kamu güvenliğine tehlike oluşturup oluşturmadığını tespit etmesi gerekiyorsa, oyunun daha önce sorunsuzca sergilenip sergilenmemiş olmasını önemli bir kıstas olarak kabul etmektedir. Nitekim, Ulusoy ve diğerleri/Türkiye kararında, daha önce sergilenmiş bir oyun yasaklanırken oyunun nasıl kamu güvenliğini tehlikeye düşürdüğünün açıklanması ve en azından bir delil başlangıcının ortaya konması gerektiğini belirtmiştir.[xi] “Sadece Diktatör” adlı oyunun yasaklanmasında ise bu şartların ihlal edildiğini görüyoruz. Zira daha önce defalarca sergilenmiş bir oyunun nasıl kamu güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne dair ne Ankara Valiliği’nin ne de Kadıköy Kaymakamlığı’nın işlemlerindebu tehlikeyi somut olarak açıklayan bir delil veya delil başlangıcı bulunmuyor.


Elbette ki söz konusu olan kamu güvenliğinin tehlikeye düşmesi, bazı kesimlerin temsile tepki göstermesi gibi gerekçeler olduğunda kısıtlamaya konu olan ifadenin toplumdaki etkisinin ne olduğu da önem kazanıyor. İHAM’ın bu konuda sanatsal ifadeye dair önemli bir ilkesi var: Sınırlı etki ilkesi. İHAM’ın tiyatro oyunları için de kullandığı bu ilkeye göre, tiyatro oyunları, bir sanatsal ifade türü olarak kitle iletişim araçlarına nazaran daha az kişiye ulaştığı içinkamu güvenliğini tehlikeye atma hususunda daha sınırlı bir etkiye sahip.[xii]Ayrıca oyunun kurgusal bir metin olmasının da önemi büyük.Zira hem İHAM hem de Anayasa Mahkemesi kurgusal metinlerin kamu güvenliğine oluşturduğu tehlikenin daha kısıtlı olduğubelirtiyor.[xiii]Dolayısıyla, yapısı itibariyle kamu güvenliğini tehlikeye düşürme açısından etkisi iki farklı kriter uyarınca sınırlı olan “Sadece Diktatör”ün yasaklanmasında daha güçlü deliller ileri sürülmesi gerektiği çok açık. Ancak idarenin işleminde böylesi bir gerekçeye rastlamak maalesef mümkün değil.


Bunların yanında oyunun konusunun siyasi olması, doğrudan demokratik sistemin işleyişine eleştiri getirmesi de İHAM içtihadı uyarınca daha geniş bir korumadan faydalanmasını gerektiriyor.Zira bu niteliği ile “Sadece Diktatör” demokratik toplumda özel önem arz eden fikirlerin alışverişine katkıda bulunan bir oyun. Tam da nedenle idarenin bu oyuna dair bir kısıtlama getirirken takdir yetkisinin daha da dar olduğunu kabul etmek gerekiyor.[xiv]


Gelelim şu ana kadar demekten kaçındığımız ve belki de oyunun yasaklanmasının gizli nedeni olduğu söylenegelen konuya: Oyunun Cumhurbaşkanı’nı hedef alıyor olması. Hemen belirtelim: İdarenin yasağında buna dair bir ibare görmek mümkün değil. İHAM’ı bir kenara bırakacak olursak bu sebep oyunun yasaklanması için kesinlikle yeterli değil, zira bu kolluk yetkisi kişilik haklarının korunması için değil, kamu düzeninin sağlanması için verilmiş bir yetkidir. Ancak bu hukuka aykırılığı bir kenara bıraksak ve yasağın bu sebeple getirildiği kabul etsek bile belirtmek gerekir ki seçilmiş politikacıların da daha sert eleştirilere açık olması gerektiği yine İHAM’ın yerleşik bir içtihadıdır. Üstelik devlet adamlarına yönelik bu tür sanatsal bir unsur taşıyan eleştirel ifadelere karşı da daha geniş hoşgörü gösterilmesi gerektiği de yine İHAM kararlarında sıklıkla dile getirilen bir ilkedir.[xv]


Sözleşme’nin 15. maddesinde yer alan olağanüstü halde hak ve özgürlüklere daha istisnai sınırlamalara getirilebileceğine ilişkin hükmün de yukarıda vardığımız sonuçları bertaraf etmesi söz konusu olamaz. Öncelikle bu olayda olağanüstü halin ilanına neden olan darbe girişimi ile oyun arasında bir bağ kurulması mümkün değildir. Oyunun bir tür olarak kitle iletişim aracından farklı olarak daha sınırlı etkiye sahip olması da yine olağanüstü halin varlığından bağımsız bir fiziki gerçekliktir. Üstelik bu oyunun daha önceki temsilleri de olağanüstü halin içinde gerçekleşmiş, koşullarda bir değişiklik olmamıştır. O halde olağanüstü halin varlığı da yasağın hukuka aykırılığını değiştirmemektedir.


Bütün bu gerekçelerin ışığında Sadece Diktatör oyununun yasaklanmasının hukuka uygun olduğunu iddia etmek mümkün görünmüyor. Ne yazık ki hukuka aykırılığın temel haklara getirilen sınırlamaları durdurmaya yeterli olmadığı bir dönemden geçtiğimiz için bu tespitin ne derece önemli olduğu meçhul. Ancak pusulayı şaşırmamak için kabul edilemez hak ihlallerini olağanlaştırmayı reddetmekte yarar var.

[i]http://www.kadikoytiyatrolari.com/29-ocak-pazartesi-20-30da-birlikte-okuyoruz/# [ii]https://kadikoyemektiyatrosu.com/oyun?tiyatro=sadece-diktator [iii]Onur Orhan, SadeceDiktatör, s. 5-6. URL: http://www.kadikoytiyatrolari.com/download/sadece-diktator-oyun-metni/

[iv]KadıköyEmekTiyatrosu’nun internet sitesindekifotoğraflardadiktatörünkurduğurejiminsembolüolarak da birrüzgargülününkullanıldığıgörülüyor. Bu imgeningünümüzTürkiye’sindense Nazi Almanya’sınıdahaçokhatırlattığı da ilerisürülebilir. [v]https://twitter.com/kadikoyemek/status/954336552674643968/photo/1 [vi]https://m.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/193564-ankara-valiligi-nden-sadece-diktator-e-1-yil-rotarli-yasak [vii]İHAM, Müller ve diğerleri/İsviçre, Başvuru No. 10737/84, 24.05.1988, § 27. [viii] İHAM, Sunday Times/BirleşikKrallık (No. 1), Başvuru No. 6538/74, 24.04.1979, § 49. [ix]İHAM, Kar ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru No. 58756/00, 03.05.2007, § 44 [x]İHAM, Observer ve Guardian, Başvuru No. 13585/88, 26.11.1991,§ 60 [xi]İHAM, Ulusoy ve diğerleri/Türkiye, Başvuru No. 34797/03, 03.05.2007, § 48-49 [xii] Kar ve diğerleri/Türkiye, §46. Sanatsal ifadenin kamu güvenliğine ilişkin bu kısıtlı etkisi romanlara ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da kabul edilmiş ve aynı şekilde uygulanmıştır. (AYM, Fatih Taş başvurusu, Başvuru No. 2013/1471, 12.11.2014, § 101-107). [xiii]İHAM, Alınak v. Türkiye, Başvuru No. 40287/98, 29.03.2005,§ 43; FatihTaşbaşvurusu, § 105. [xiv]İHAM, Karataş v. Türkiye, Başvuru no. 23168/94, 08.07.1999, § 50. [xv]İHAM, Eon v. Fransa, Başvuru no. 26118/10, 14.03.2013, § 59-60.

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.