Ara
  • Mert Elekçi

OFANSİF MİZAH ve BİR TWİTTER LİNCİ ÜZERİNE: PINAR FİDAN'IN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

19.03.2020 gecesi twitter gündemine COVID-19’dan da önde giren bir isim: Pınar Fidan. Kendisini ilk kez twitter trendtopic listesinde gördüğüm bu amatör komedyenin kısa bir videosu linç edilmesine sebep olmuştu. İddia o ki, Pınar Fidan, gösterisinin bu kısa bölümünde Alevilere karşı nefret suçu işliyordu. Hatta TCK 206 özelinde cezalandırılmasını savunanlar mı dersiniz? Küfürler hakaretler mi dersiniz, “yarın savcılığa gidip suç duyurusunda bulunuyorum!” diye naralar atan avukatlar mı dersiniz… Komik olup olmadığını söylemek benim işim değil, ancak bu söylemin ifade özgürlüğü olup olmadığı hakkında bana iş düştüğünü düşündüm. Ofansif mizah, kara mizah seven ve bu türü akıl sağlığımız için faydalı gören biri olarak bu söylemlerin incelemesini yapmaya çalışacağım.


Bahsi geçen video:




TWİTTER LİNCİNE EŞANTİYON TÜRK MALI CEZA KANUNU: T.C.K. 216, Üst sınırdan hapis cezası

Videoyu izleyen bir sürü avukat, akademisyen, siyasetçinin tek bir isteği var. Pınar Fidan’ın T.C.K. 216 ‘dan bir de üst sınırdan ceza alması. T.C.K. 206 nedir?



TCK Madde 216
(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun ilk fıkrasındaki hali; sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini başka bir kesime karşı alenen tahrik etme fiillerini kapsamaktadır. Yukarıdaki söylemlerin sahibinin alevi olduğunu beyan etmesi, esprisini kendi ailesinden birinin (dayısının) davranışlarının üzerine kurması düşünüldüğünde suçun ilk fıkrasındaki halini işleyemeyeceği ortadadır.


İkinci fıkrayı yine aynı bağlamda değerlendirirsek, sözü söyleyen ile aşağılandığı iddia edilen kesimin farklı olması gerekmekte olduğundan söylemler bu suç kapsamına da giremez.


Üçüncü fıkrada ise iddia edilen söylemin ancak “kamu barışını bozmaya elverişli olması” durumunda cezalandırılabileceği belirtilmektedir. Bu noktada söylemlerdeki “Madımak Katliamı” referansının niteliği önem taşımaktadır. Söylemin başlı başına “Alevi toplumunu” rahatsız etmesi bir suç teşkil etmemektedir. Aynı zamanda bu söylemin “kamu barışını bozucu” niteliği önemlidir. Suç bu haliyle somut tehlike suçu olmakla, hangi fiilin kamu barışını bozucu nitelikte olup olmadığı gri bir alan gibi gözükebilir. Bu noktada kamu barışı kavramının; “nefret söylemi” ne karşı geniş algılanması gerekeceği gibi; ifade özgürlüğü kısıtlamaları konusundaki AİHM denetiminin sıkılığı düşünüldüğünde diğer söylemler için olabildiğince dar yorumlanmalıdır.


PINAR FİDAN DA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’NÜN KORUMASI ALTINDA MI?


AİHM “nefret söylemi” ne ilişkin kararlarında iki ihtimalli bir değerlendirmede bulunmaktadır. İlk ihtimale göre Söylemler; Sözleşme’nin temel kavramlarını inkar etme ve nefret söylemi anlamına geldiği durumlarda ifade özgürlüğünün kapsamı dışındadır. İkinci ihtimalde ise; söylem nefret söylemi olmasına rağmen Sözleşme’nin temel kavramlarını kaldırmaya eğimli olmadığı durumlarda sözleşmenin 10/2 maddesindeki kısıtlamalarla ilgili denetimin yapılması gerekmektedir.


Örnek verecek olursak; AİHM Ivanov/Rusya Kararında;


“Etnik bir gruba yöneltilen bu tür genel, şiddetli bir saldırı Sözleşme kapsamındaki değerlere, özellikle hoşgörü, toplumsal barış ve ayrım gözetmeme gibi değerlere karşıdır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 17. maddesi (hakların kötüye kullanılması yasağı)sebebiyle, başvuran Sözleşme’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) tarafından sağlanan korumadan yararlanamayacaktır.” Denilerek kabul edilemezlik kararı vermiş ve ifade özgürlüğü kapsamı dışında olduğuna karar vermiştir.


Öte yandan düşmanlığa teşvik eden, şiddete mazeret arayan, homofobi karşıtı söylemlerde bulunan ifadelere karşı değerlendirme yaparken de çoğunlukla 10/2 kısıtlamalarına ilişkin denetim uygulamaktadır.


AİHM Leroy/Fransa kararında 11-09 saldırılarından sonra yayınladığı bir karikatürle ilgili ceza alan başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir. Karikatürün verdiği mesaj açık bir şekilde şöyledir:


Karikatürde havada çarpışan uçaklar yıkılan kuleler ve yıkılan pentagon resmedilmiştir. Üzerinde şu ifade bulunmaktadır. “Hepimiz bunun hayalini kurduk, fakat Hamas başardı!”


Leroy kararında başvurucu Fransa’nın Bask bölgesinde çıkan bir gazete için bu karikatürü hazırlamıştır. Karikatürist, anti-amerikancı tutumunu karikatüre yansıtmak istemişse de bunu yaparken amacını aşmış, istemediği sonuçlar ortaya çıkmıştır. AİHM, her ne kadar daha sonradan çizerin niyetinin açıklanmış olduğunu göz önüne alsa da, karikatür salt haliyle 11-09’da gerçekleşen trajik olayın onaylanması anlamını taşımaktadır. İfade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.


İlk bakışta şuna ne kadar benziyor değil mi?


“Çok istiyorsan meyhaneye falan git. Ya da hepsini bir otele tıkıp yakabilirsin. Yani geçmişte örnekleri var.”


İfade özgürlüğüne konu söylemlerin değerlendirilmesinde, belki söylemden de önce söylemin içinde gerçekleştiği bağlamın ortaya konması gerekmektedir. Bu bağlam çerçevesinde saldırgan, hakaretamiz, tahrik edici ifadelerin varlığı net bir şekilde tespit edilmeli ve bu konuda inandırıcı somut olgular ortaya konmalıdır. Aynı şekilde mahkeme içtihatları da göstermektedir ki, bu konuda başvurucuların da bağlam kapsamında değerlendirilebilecek somut gerekçeleri de ortaya konması beklenmelidir. Neticede, birden fazla olgu üzerinden yapılması planlanan bir şakanın sınırları aşıp aşmadığı, olgular arasındaki ilişkilerin net bir şekilde açıklanabilmesi ile tespit edilebilir. Bu düzgün tespit edilmezse,her şaka cezalandırılabilir yorumlara açık olur.


İkincil olarak tespit edilmeli ki; bir şakanın yalnızca rahatsız edici olması, o şakayı cezalandırılabilir kılmaz. O şaka kötü bir olayla ilgiliyse, o kötü olayların mağdurlarının acılarının taze olması, şaka sahibinin vermek istediği mesajı vermesine engel olmaz. Şakanın amacının güldürmek olması, bu durumu gayrımeşru kılmaz. Aynı mesajlar bir örneğin bir makale ile verilmek isteniyor olsa idi nasıl muamele görecekse, şaka da ifade özgürlüğü açısından aynı muameleyi görmelidir. Bunun toplumun geneli veya ilgili kesimi tarafından kaba, rahatsız edici, saygısızca algılanmış olması bu durumu değiştirmez. Şakanın kalitesiz olması da öyle…


Pınar Fidan’ın öncelikle alevi olduğunun altının çizilmesi gerekir. Katliamı gerçekleştirenlerin amacıyla hiçbir ortak noktası, ortak hedefi, düşmanı bulunmamaktadır. Türkiye’de yaşayan, Türk kamuoyunu bir süre gözlemlemiş olan herkes, alevi bir kişinin Madımak Katliamı’nı yapanlara sempati duymasının mümkün olmayacağını düşünür. Öte yandan, sosyal medyada görünür olan, yakın akrabaların sosyal medya kullanma şekillerine, söylemlerine, siyasi görüş belirtmelerine dönük espriler de günümüzde popüler esprilerdir. Şakanın başında Pınar Fidan, dayısı üzerinden bu tür bir akraba şakası yaparak çatışmayı ortaya koymaktadır. Çatışma dayısı ve ülkesindeki siyasiler arasındadır. İroni ise komedinin başlangıcı: cennete gitmek için hiçbir şey yapması gerekmediğine inanan dayısının siyasilerden bir beklenti içinde olması. Burada cennete gitmek için hiçbir şey yapmasına gerek olmadığını düşünen Alevilerin cemevine de gitmediği üzerinden, cemevine yapılan saldırıların 3. Sayfadan verilecek kadar normal karşılandığına vurgu yapmaktadır. Alevilere saldırmak o kadar normaldir ki; Pınar Fidan saldıranlara “hepsini bir otele tıkıp yakabilirsin, niye yapmıyosun ki?” diye sormaktadır. Aslında şakanın kendisi, bu saldırının normalleşmesi üzerinden yaratılmış bir ironidir. Eleştiri de bu ironinin kendisidir.


Her zaman söylendiği gibi, espriyi uzun uzun anlatınca bir komikliği kalmıyor değil mi? Ama konu ifade özgürlüğü olunca, tırnak içindeki bir iki cümle ile söyleyenin kim olduğuna, geçmişine neden söylediğine bakmadan “bu suçtur!” diye hüküm kurmak hak savunucusu olan kişiler için büyük bir ayıp. Üstelik böylesine bir lincin parçası olup böyle bir ülkede aslanların önüne atmak?

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.