Ara
  • İrem Şahin

İNANILMAZ AİLE, İNANILMAZ ÖRGÜTLENME HAKKI

(Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi)



-Bir şey oldu.


-Hayır, ben bir süredir hastaydım zaten.


Durduramadığım öksürüklerim eşliğinde Lastik Kız’ın kötü adamları haklamasını çocuklar gibi heyecanla izlemeye çalışıyordum. Dedim ya, hastaydım zaten. Yanımdaki küçük, şirin kız çocuğu da hasta olmalıydı. Bir ömür kahraman olarak yetecek Lastik Kız’ı benimkinden daha büyük bir heyecanla izlerken öksürüp duruyordu o da. Önümüzde oturan, film başladığından beri kıpırdanıp duran oğlanlar da mı hastaydı acaba?


İnşaat İş'ten Murat Can işçilerin yaptığı eylemin "insanlık dışı koşullara karşı çığlık atmak" olduğunu söyledi.[i] Bu insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalan işçilerin hak arayışlarını hatırlayalım.


İstanbul, ülkemizin en değerli markasıdır. Paha biçilmez bu şehre yaptığımız bu büyük eserin adını İstanbul verdik.” İşte böyle söyledi cumhurbaşkanı. Paha biçilmez bu şehre yaptıkları büyük eser bir havalimanıydı; hayvanların doğal yaşam ortamını yok eden, paha biçilmez şehrin halkının ulaşım koşullarını zorlaştıran ve o büyük eseri(!) gerçek anlamıyla yapmış bulunan işçilere “insanlık dışı koşullara karşı çığlık attıran” havalimanı. 3. havalimanı hafızalarda en büyük havalimanı olarak mı yer etti yoksa iktidarın Cumhuriyet Bayramı’na yetiştirme amacına yönelik olarak işçilerin, en temel haklarının temin edilmediğinden gerçekleştirdikleri eylemle mi? İşçiler; yatakhane, banyo ve lavabolarda düzenli temizlik yapılması, tahtakurusu ve servis sorununun çözülmesi, maaşların tamamının hesaba yatırılması, geçmişe dönük ödenmeyen ücretlerin ödenmesi, formenlerle aynı yemekhanede yemek yemek gibi taleplerde bulunmuştu. Şirket, talepleri ‘insani’ bulmuş ama protokolü imzalamamıştı.


Bu süreçten siz zararlı çıkarsınız.” Böyle tehdit etti işçileri, şirket yöneticileri. Yani bu insanlık dışı koşullara boyun eğmeyerek eylem yapmak o koşullarda çalışmaktan daha zararlıydı, şirkete göre. Oysa gerçek bunun aksini gösteriyordu. “Çarşamba akşam saatlerinde servis yolunda bir kaza yaşandı. 17 arkadaşımız yaralandı. Birkaç gün önce de 2 arkadaşımız çatıdan düştü. Biri şu anda ameliyatta. Sorun çok. Kimisi taşerondan parasını alamıyor, yemekhanelerde yemek yenmiyor. Dünya projesi diyorsun, milyon dolarların döndüğü bir sektörde çalışan işçinin boğazını doyuramıyorsun. Böyle bir şey olabilir mi, rezalet yani. Normalde evim burada, bayramda servis olmadığı için kampta kalmak zorunda kaldım. Tahtakurusundan uyuyamıyorsun imkânı yok, karınca gibi kaynıyor yani. Sebep çok. Eylemin ana nedeni servis kazası ama diğer sorunlarla birleşti.[ii] Havalimanı işçilerinden birinin yaşadıklarını anlatışı bu şekildeydi. Eylem artık onlar için kaçınılmazdı. Dolayısıyla onlar da hukuki dayanağı en başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kararları olmakla birlikte Avrupa Sosyal Şartı ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmelerinde özellikle koruma altına alınmış olan toplu eylem hakkına başvurdular.


Grev hakkını da kapsayan toplu eylem hakkının dayanağı barışçıl toplanma hakkı olmakla beraber ifade özgürlüğünün bir uzantısıdır. Grev benzeri protesto eylemleri, işi yavaşlatma eylemleri ile genel grev, dayanışma grevi ve sempati grevi toplu eylem hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Toplu eylem hakkı, İHAS md.11 toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özel bir görünümüdür. İfade özgürlüğü ile birlikte ele alınması gereken örgütlenme özgürlüğü bağlamında toplu eylem hakkı, ifade özgürlüğünün kolektif kullanım biçimlerinden biridir.[iii] İçerik bakımından; işçilerin başta ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumaya yönelik, olumsuz çalışma koşullarına ve uygulamalarına karşı dayanışma içerisinde direnme hakkını ifade eder. Bu noktada belirtmek gerekir ki işçilerin, söz konusu hak vasıtasıyla korudukları menfaatler sadece mesleki nitelikte taleplerden ibaret olmayıp aynı zamanda hükümetin ekonomik ve sosyal politikalarının yarattığı sorunlara çözüm üretmeyi de içermektedir. Bu politikalara karşı gerçekleştirilecek ulusal grev, örgütlenme özgürlüğü kapsamındadır ve grevin yasaklanması işbu özgürlüğün ciddi ihlali niteliğindedir.[iv]

İHAM’a göre toplu eylem hakkının meşru sayılması için; meşru bir amacı olmalı, ölçülülük ilkesine uygun kullanılmalı ve barışçıl olmalıdır. Bu ölçütleri ayrıca değerlendirmeye almayacağım. Fakat belirtmek gerekir ki bu sınırlandırmalar ile hakkın özüne dokunulması engellenmelidir.


Toplu eylem hakkı İHAM’ın ‘geliştirici yorum’ tekniği sayesinde hukukilik kazanmıştır. Mahkeme sendika özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünün bir parçası olarak kabul etmiştir. 1975 tarihli Belçika Polisi Ulusal Sendikası/Belçika (Başvuru no:4464/70) kararında Mahkeme, toplu harekete devletin izin vermek ve hareketi mümkün kılmakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. Wilson/Birleşik Krallık (Başvuru no:30668/96, 30671/96, 30678/96) kararında sadece toplu pazarlık hakkı ile değil aynı zamanda toplu eylem hakkı ile de 11. Maddede düzenlenen sendika hakkı arasında organik bir bağ kurmuş ve toplu eylem hakkının bir parçası olduğunu kabul etmiştir.[v]

Toplu eylem hakkı kapsamında yer alan işçilerin sahip olduğu belki en dokunulmaz hakka, grev hakkına değinmeden bu bahsi kapatmak istemiyorum. Burada grevin, işçi sınıfı mücadelesi için ne ifade ettiğinden kısaca bahsetmeyi yerinde buluyorum. Aslında grev hakkının kazanılması bile tarihte uzun mücadelelerin bir sonucudur. Kapitalizmin kendini gerçekleştirdiği yerde; yani fabrikanın, toprağın kapitalistin malı olduğu buna karşın işçinin hiçbir mülke sahip olmadığı ya da kapitaliste göre epey az mülke sahip olduğu bir düzende işçilerin sınıf mücadelesi ortaya çıkmıştır. İşçinin emeğine rağmen yoksullaşıyor olması, mülk sahipleri için daha fazla servet kazanma ve kâr sağlama yolunda göz ardı edilebilecek bir unsurdur. İşçi artık kapitalist karşısında gittikçe güçsüz bir konuma gelmiş ve bu güçsüzlük durumu karşısında tek direniş yolunun dayanışma olduğunu fark etmiştir. Birlikte direniş zorunlu hale geldiğinde grevler başlamıştır. Bir yasal hak haline gelmeden önce grev, işçilerin öfkesinin dışavurumundan ibarettir. “Kapitalist toplumun tabiatından doğan grevler, işçi sınıfının bu toplum düzenine karşı mücadelesinin başlangıcını ifade eder.[vi] Yasal olmadığı süreçte grev yapan işçiler suçlu kabul edilmiş, ceza almış hatta katledilmişlerdir. “İşçiler kanunların sadece zenginlerin yararına yapıldığını; hükümet görevlilerinin onların çıkarlarını koruduğunu; emekçilerin susturulup, ihtiyaçlarını dile getirmelerine izin verilmediğini; işçi sınıfının grev hakkını, işçi gazeteleri yayınlama hakkını, kanunları çıkaran ve bunların yürütülmesini denetleyen ulusal bir meclise katılma hakkını kazanmanın gerekliliğini anlamaya başlarlar.[vii]


Anayasal hak bağlamında grev hakkını ele alırsak; işçilerin, topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla, aralarında anlaşarak veya bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarına grev denir (Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu madde 58). Anayasa madde 54’te “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.” şeklinde düzenlenen grev hakkına ilişkin Kaya ve Seyhan/Türkiye (Başvuru no:30946/04) kararında İHAM, başvuranların, üyesi oldukları Kesk’in parlamentoda tartışılmakta olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek üzere düzenlediği bir günlük eyleme katılmaları nedeniyle, disiplin cezası başlığı altında bir uyarı almalarının, her ne kadar düşük bir ceza olsa da sendika üyelerini çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığını ve İHAS madde 11’in ihlal edildiğini söylemiştir. Grev hakkına ilişkin belki en çarpıcı karar ise Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 11 Haziran 2014 tarihli (Esas No: 2014/7358; Karar No: 2014/13055) kararıdır. Hatta Mesut Gülmez söz konusu karar için, yazdığı eleştiride “Abartmasız söylüyorum: ‘Devrim’ denilse, yeridir![viii] şeklinde bir açıklama yapmıştır. Karara ilişkin olay Mersin’de Uluslararası Liman İşletmeciliği AŞ’de çalışan işçilerin, kendilerinin yerine başka işçilerin işe alınacağı, bunların da otobüslerle getirileceği duyumu üzerine, iş makineleri ve konteynırlar ile giriş kapılarını kapatarak eylem yapması ve akabinde eyleme katılan yaklaşık 300 işçinin 22’sinin işten atılmasıyla gerçekleşti. 22 işçinin 18’i işe geri alınırken sendika temsilcisi dahil 4 işçi geri alınmadı.[ix] İşe iade davası açan işçilerin bu talebi yerel mahkemece reddedildi ve dava Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozarken vermiş olduğu kararda, “Sonuç olarak, uluslararası normlar uyarınca, işçilerin ekonomik ve sosyal durumlarını etkileyen veya işyerlerindeki uygulamalara yönelik olarak kısa süreli, demokratik bir hakkın kullanımı niteliğindeki protesto eylemleri toplu eylem hakkına dahildir. Bu gibi eylemler salt politik nitelikte olmadıkça yasaklanamaz” dedi. Aynı zamanda Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesi’nin 6. maddesinin Türkiye tarafından onaylanmamasının, sosyal şartla bağlı olmama sonucunu doğurmayacağını belirtti ve işçilerin işe iadesine karar verdi.

Toplu eylem ve grev hakkını ele aldıktan sonra ilk olarak havalimanı işçilerinin eyleminin sonuçlarını hatırlayalım. Eylem sonrasında 543 işçi gözaltına alınmış ve 27’si tutuklanmıştı. Sendika temsilcileri gözaltına alınıp serbest bırakılan işçilerin işten çıkartıldığını söylemişti. Ayrıca eylemin sebepleriyle ilgili olarak iş güvenliği uzmanları, işçilerin taleplerinde tamamen haklı olduklarını dile getirmişti. Dava süreci devam etmektedir. Beklentimiz, işçilerin ifade özgürlüğünün bir uzantısı olarak toplanma ve örgütlenme özgürlüğü içinde düzenlenmiş toplu eylem haklarının ihlal edildiğinin bir an önce saptanmasıdır.


Şimdi de yazının başında sözünü ettiğim 15 Eylül 2018’de içinde bulunduğum İnanılmaz Aile filminin seansına geri dönelim:


Ebeveynler de öksürmeye başlayınca herkesi telaş kaplamıştı. Bir şeyler oluyordu, evet. Sinema salonları ne zamandan beri biber gazı kokardı ki? Biraz sonra filme ara verildi. Sinemanın terasına çıkılması ve telefonlardan gündem incelemesi yapılması yetti ne olduğunu anlamak için. İşçilerin çığlıklarını duyan insan hakları aktivistleri Kadıköy’de gösteri yürüyüşü düzenlemişlerdi. İzin usulüne tabi olmayan, dayanağı Anayasa m.34 olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanan birtakım insan bir kez daha polis şiddetine maruz kalmıştı. Burada ilgili maddenin içeriğini yinelemekte fayda görmediğim için izin usulü ve bildiri usulüne değinmeyeceğim. Doğrusu bu ülkede söz konusu hakkı kullanan her kimse elbet ‘izinsiz gösterici’ olarak addedilecek ve malûm gazın tadını alacaktır. Fakat o gün orada o gazın tadını alan sadece göstericiler değildi. Bir süper kahraman filmini heyecanla izlemekte olan yaşlarının ortalaması belki dokuzu bulmayan çocuklardı. Sıcak bir eylül akşamüstünde ailesiyle İnanılmaz Aile’yi izleyecek, bir şekilde süper kahraman olma hayalini içinde büyütecek onca çocuk. Aynı anda dışarıda işçilere destek olan onca kahraman. O gün ve devamında bunun onlar üzerinde oluşturduğu tahakkümü ve dolayısıyla travmayı düşündüm. Yıllar sonra bile bunu, ilk kez o tadı aldıklarında bir sinemada olduklarını hatırlayacaklar mıydı? Sebebini bilenleri var mıdır, bilmiyorum. Bir gün mutlaka öğrenmelerini umuyorum. Aralarında yarın oradaki polis veya aktivist olanlar olacaktır, dahası başka bir havalimanında ya da yine kapitalist bir şirket tarafından emeği sömürülecek falanca bir yerde çalışacak işçiler olacaktır. Anayasal hakkını kullanan eylemcinin değil de şiddeti kullanan kolluğun haksız olduğunu anımsamalarını dilerim.


Sözlerimi havalimanı işçilerine ve direnişlerine saygılarımı belirterek ve Lenin’in herhalde uygun düşecek şu cümleleriyle noktalamak istiyorum: “Örgüt, işçi sınıfının her şeyidir. Kitle örgütleri olmaksızın, proletarya bir hiçtir. Örgütlenme; eylem birliğidir, akıllı müdahaledir.

[i] bbc.com, “İstanbul Yeni Havalimanı eylemleri: İşçiler ne talep ediyor, ana firma İGA taleplere ne diyor?”, erişim: 25.03.2020 https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45559105 [ii] evrensel.net, “3. Havalimanı işçileri kötü çalışma koşullarına isyan etti”, erişim: 25.03.2020 https://www.evrensel.net/haber/361434/3-havalimani-iscileri-kotu-calisma-kosullarina-isyan-etti [iii] Ulaş Karan, İfade Özgürlüğü (Nisan 2018): 3-4 <https://www.anayasa.gov.tr/media/3545/02_ifade_ozgurlugu.pdf> [iv] Freedom of Association: Digest of Decisions and principles of the freedom of Association Committee of the Governing Body of the ILO. Fourth Revised Edition. Geneva 1996, s. 470 vd. [v] KAYA, P , GÜLER, C . "Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Toplu Eylem Hakkı". Journal of Social Policy Conferences (2017 ): 105-126 <https://dergipark.org.tr/tr/pub/iusskd/issue/33231/369998> [vi] turkiyedireniyor.org, “Vladimir Lenin-Grevler Üzerine”, erişim: 29.03.2020 http://www.turkiyedireniyor.org/grevler-uzerine-vilenin/ [vii] turkiyedireniyor.org, “Vladimir Lenin-Grevler Üzerine”, erişim: 29.03.2020 http://www.turkiyedireniyor.org/grevler-uzerine-vilenin/ [viii] Prof. Dr. Mesut Gülmez, “Toplu Eylem Hakkına Dahil Protesto Grevleri, Yasa Dışı Grev Değildir” Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Kararı-Karar Eleştirisi, Çalışma ve Toplum, 2014/4 <http://www.calismatoplum.org/sayi43/gulmez.pdf> [ix] cumhuriyet.com.tr, “Yargıtay'dan toplu eylem dersi”, erişim: 31.03.2020 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yargitaydan-toplu-eylem-dersi-95725

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.