Ara
  • Kadircan Çakmak

EVRENSEL TEMEL GELİR


Nobel ödüllü iktisatçı Amartya Sen ekonomi literatüründeki tartışmalarda iki temel yaklaşım olduğunu söylüyor: etik ve mühendislik. Bu yazının konusu olan evrensel temel gelir (ETG) her iki yaklaşım için de oldukça tartışmalı bir uygulamaya örnek oluşturuyor. Amacım güncel tartışmalarda ve iktisat yazınında konuyla ilgili destekleyici ve karşıt görüşleri tanıtmak. Bunun için öncelikle ETG kavramını tanımlayıp diğer sosyal politika araçlarından farkını açıklayacağım. Daha sonra ETG’nin gerekliliğini savunan iki temel etik savdan ve bunlara verilen cevaplardan bahsedeceğim. Son olarak ETG’nin uygulanabilirliği ve muhtemel etkileri üzerine yapılmış mühendislik çalışmaların sonuçlarını özetleyeceğim.


Evrensel temel gelir ülke içindeki her bireye yaşamını idame ettirecek miktarda düzenli aralıklarla yapılan koşulsuz ve karşılıksız para aktarımı olarak tanımlanabilir. “Evrensel” oluşu herhangi bir koşula bağlı veya toplumsal gruba yönelik olmayışındandır. Örneğin süt yardımından sadece belirli yaş aralığında çocukları olan aileler (bireysellik unsurunun kaybolduğuna dikkat çekerim) faydalanabilirken veya işsizlik yardımı ancak belli bir süre çalışmış ve halihazırda iş arayanların elde edebileceği bir parasal destekken, ETG tüm yetişkin bireyleri kapsar. “Temel” kavramı gelirin çalışmak zorunda kalmaksızın bireyin beslenme, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek miktarda olduğuna atıf yapmaktadır. Son olarak gelir tanımı itibariyle sürekli ve parasaldır. Birçok sosyal yardım bireylerin veya hane halkının özelleşmiş ihtiyaçlarına yönelik mal ve hizmetler şeklinde sağlanırken -ki bunları belirli sağlık hizmetleri, yaşlı bakımı şeklinde örneklendirebiliriz- ETG’yi farklı kılan direkt nakit aktarımının kişiye onu istediği şekilde değerlendirmesi için özgürlük alanı sağlamasıdır. Toparlamak gerekirse ETG derken her bireyin hesabına kayıtsız şartsız her ay yatırılacak belirli bir miktar paradan bahsediyoruz.


Peki neden bireylere böyle bir para verilsin? Bu soruya verilen birçok cevap var ancak verilen cevaplara neden sorusunu sormaya devam ettiğimizde iki temel etik yaklaşıma ulaşıyoruz. Birincisi toplumdaki yapısal dönüşümler bir kesime zarar veriyorsa toplum bu zararı kapatmakla mükelleftir görüşü. Bu kökten gelen cevapların en çok dile getirileni -belki Amerika’da başkanlık yarışına giren Andrew Yang’ın programında da yer almasıyla- gelişmiş ekonomilerde yaşanan hızlı endüstriyel dönüşümün ETG’yi zorunlu kıldığı. Bu sürecin sonucu olarak hem sanayide hem hizmet sektöründe işçinin fiziksel gücüne ihtiyaç kalmıyor veya beşeri sermayesi güncel teknolojiyle uyuşmadığı için işçi çalışamaz ve iş bulamaz hale geliyor. Sonuç olarak geniş bir kitle aldığı eğitime, bugüne kadar edindiği deneyime ve çalışmak istemesine rağmen kendi kontrolleri dışında gelişen teknoloji nedeniyle işsiz kalıyor. Bu görüş, yakın zamanda toplumun geniş bir kesimini oluşturacak bu kitleyi bir nevi “sistem kurbanı” olarak tanımlıyor ve adaletli olanın onlara sistemin yarattığı zenginlikten belirli bir pay verilmesi olduğunu savunuyor. İkinci temel kaynak insan hak ve özgürlükleriyle ilgili varsayımlardan yola çıkıyor. İnsanların istemedikleri işlerde (kastım angarya değil) çalışmama hakları olduğunu ve çalışmamaları veya istedikleri işlerde çalışabilmeleri için gereken koşulların sağlanması adına onlara özgürlük alanı açılması gerektiğini savunuyor. Yani insanın sırf temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için istemediği veya zaman zaman insan onuruna aykırı bulduğu işlerde çalışmak zorunda kalmasının özgürlük idealiyle bağdaşmadığını, bu duruma engel olup kişiye seçim şansı tanımak adına ETG’nin gerekli olduğu belirtiyor.


İkinci teze karşı çıkanların da özgürlüklere başka bir yönden yaklaştığını görüyoruz. ETG karşıtları uygulamadan net gelir elde edecek insanların kazanımlarından ziyade bu uygulamanın maliyetinin ne olacağına dikkat çekiyorlar. Ana fikir ETG’nin bu özgürlük alanını başkalarının özgürlüğüne müdahale ederek, yani vergiyle yaratacağı. Verginin genel olarak insan özgürlüğüne bir müdahale, bir nevi kişinin emeğine el koyma olduğunu ve bunun başkalarına özgürlük sağlamak adına yapılmasının haklı gösterilemeyeceğini savunuyorlar. İkinci bir eleştiri devletin ayrım yapmaksızın herkese kaynak aktarmasına. Bu görüşe göre eğer temel amaç daha müreffeh bir toplum kurmaksa bu ancak insanların müreffeh toplum ideali gerçekleştirecek yaşam biçimlerini benimsemeleriyle mümkün olabilir. Bu durumda herkese istediği hayatı yaşamasına alan açacak bir kaynak aktarımından ziyade daha seçici olup kalkınma idealiyle bağdaşan davranışlar gösterenleri teşvik etmenin doğru olacağı düşünülüyor. Son olarak, ETG’nin toplumdaki gelir dağılımını daha da bozacağını, uzun vadede büyük sermaye sahiplerini koruyup geniş kitleleri kıt kanaat geçinir halde bırakacağını veya bu sistem bahane edilerek işçi dostu kanunların lağvedileceğini savunanlar da var. Tartışmaya dair değinemediğim birçok fikir var ancak yazının kapsamını göz önüne alarak etik boyutu burada sonlandırabiliriz.


Peki, evrensel temel gelir uygulamasını hayata geçirmek mümkün mü ve uygulanırsa arzu edilen sonuçları doğurur mu? Bu sorunun altında yazının başında değindiğim “mühendislik” bakış açısıyla yapılmış çalışmalara geçiyorum. Öncelikle ETG’nin ülke çapında uygulandığı bir örnek yok. Bu da yukarıdaki sorulara belirli varsayımlar altında kısıtlı istatistiksel cevaplar verebileceğimiz anlamına geliyor. Konuyla ilgili gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler özelinde yapılmış çeşitli çalışmalar var. Öncelikle gelişmekte olan ekonomilere göz atalım.

Geçtiğimiz yirmi yılda kalkınma iktisatçıları kontrollü deneyler yaparak ekonomi politikalarının etkilerini ölçmeye başladılar ve ETG de bu deney konularından biriydi. Deneyler birbirine sosyoekonomik açıdan benzeyen bölgelerin bazılarında hakkında bilgi edinmek istenen politikayı uygulayıp, sonuçları politikanın uygulanmadığı bölgelerle karşılaştırmaya dayanıyor. Eğer buna benzer bir durum yerel yönetimlerin bağımsız karar almasıyla doğal olarak ortaya çıkıyorsa “yarı deney” diye nitelendiriliyor. Gelişmekte olan ülkelerde ETG’nin sonuçları Hindistan, Namibya ve İran’daki deneysel, bazı Afrika ve Güney Amerika ülkelerindeki yarı deneysel çalışmalardan geliyor. Peki bulgular neler? Öncelikle ETG’yle ilgili tembellik yaratacağı ve alkol, sigara gibi ürünlerle “çar-çur” edileceği endişelerin yersiz olduğu görülüyor. Zira ETG uygulanan bölgelerde alkol ve sigara gibi ürünlerin tüketiminde istatistiksel olarak kayda değer düşüşler gözlemlenirken, işgücüne katılım oranlarında da artış eğilimi var. Peki ETG nereye harcanıyor? Bunun cevabı bölgeler ve kişiler arası büyük farklılıklar gösteriyor ama temel olarak gıda, sağlık ve eğitim diyebiliriz. Deneylerin yapıldığı yerler dikkate alındığında insanların ilk olarak daha besleyici ve çeşitli gıdalara harcama yapmaları sürpriz değil. Bu durum hem kendi sağlıklarında hem çocuklarının gelişiminde (boy-kitle endeksi) olumlu sonuçlar doğuruyor. Öğrenim çağındaki çocukların okul devamsızlıkları düşüyor ve deney süreçlerinde uygulanan standart testlerdeki başarıları artıyor. Sağlık hizmetlerinin kullanımı ve korunma oranlarının kayda değer derecede arttığı da bulgular arasında. Aileden ziyade bireye yönelik bir gelirden bahsettiğimiz için kadınların aile içi pazarlık güçleri (bargaining power in household) yükseliyor zira aile içi şiddet oranlarında önemli bir düşüş gözlemleniyor.


Gelişmiş ekonomilerdeki sonuçları Finlandiya’da yapılan kontrollü deney, Alaska’da petrol fonunun her yetişkine sağladığı gelirin yarattığı yarı deney ve Amerika ve Kanada’da bazı çok daha küçük ölçekli uygulamalar üzerinden değerlendiren istatistik çalışmaları bulunmakta. Sonuçlara göre işgücüne katılım sabit kalıyor ve bu durum gelişmiş ekonomiler bağlamında olumlu yorumlanıyor. ETG sayesinde gelen fazladan paranın yarattığı taleple oluşan istihdam ve ETG’den destek bularak işten ayrılanların yaklaşık olarak eşit olduğu tahmin ediliyor. Finlandiya’da yapılan çalışmalar ETG’den yararlananların geleceğe dair güven ve genel mutluluk seviyelerinde artış olduğuna işaret ediyor. İktisatçıların uygulanabilirlik bakımından en çok tartıştıkları konu ise ETG’nin kamu harcamalarında oluşturacağı yük. Amerika özelinde yapılan tahminler uygulamanın var olan tüm kamu harcamalarının %75’i kadar ilave kaynak gerektirdiğini söylüyor. Böyle bir harcamanın gerektirdiği vergi artışını savunabilmek adına ETG’nin olası etkileriyle ilgili daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulduğu düşünülüyor.


Tabi tüm bu bulgulara rağmen yanıtlanamayan iki soru var. Birincisi bu sonuçlara daha az maliyetli bir sosyal politikayla ulaşılabilir mi? Bu soruya belirli bir hedefe yönelik yapılan sosyal yardımların daha başarılı olacağı şeklinde cevap veren araştırmacılar, özellikle kırsal bölgelerde paradan ziyade mal ve hizmet ulaştırılmasının daha verimli ve daha az maliyetli olacağını savunuyor. Ancak ETG destekçileri her bireyin çok yönlü ihtiyaçlarının planlanması ve temin edilmesi için gereken idari maliyetlere işaret ederek bunun doğru olmadığını iddia ediyorlar. İkinci soruysa bu küçük ölçekli uygulamalar ülke çapına taşındığında aynı etkileri görebilecek miyiz? Bu konuyla ilgili ilk endişe insanların deney içinde normalden farklı davranmaları durumu (Hawthorne etkisi). Yani insanların gözlemlendiklerini bildikleri için (ve belki de proje hayata geçsin diye) normalde davranacaklarından farklı şekilde davranmış olabilmeleri. İkinci kaygıysa genel denge etkilerinin sonucu değiştirme ihtimalidir. Küçük ölçekli uygulamalar piyasadaki malların fiyatlarını, işçi maaşlarını ve vergi oranlarını etkilemezken, ETG’nin ülke çapında uygulanması tüm bu değerleri değiştireceği için sonuçların deneylerden farklı olacağı görüşü de öne sürülmekte.


Sonuç olarak şu ana kadar yapılan çalışmalar ETG’nin olumlu etkileri üzerine birçok bulgu öne sürse de maliyetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olduğumuzu söyleyemiyoruz. İktisatta nihai amaç kısıtlı kaynakları en verimli şekilde kullanarak toplum refahını olabilecek en yüksek noktaya taşımak. Tabi bu toplum refahını nasıl tanımlayacağımız ve en verimli şeklin ne olacağı konusundaki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Evrensel temel gelir bu amaca yönelik önerilerden biri olarak önümüzdeki dönemde tartışılmaya devam edecek gibi duruyor.


Kadircan Çakmak


Akademisyen / Doktora Öğrencisi

Tilburg University

Department of Econometrics



Konuyla ilgilenenler için bazı kaynaklar:

Banerjee, A., Niehaus, P., & Suri, T. (2019). Universal basic income in the developing world. Annual Review of Economics.

Bidadanure, J. U. (2019). The political theory of universal basic income. Annual Review of Political Science, 22, 481-501.

Buğra, A. & Keyder Ç. (Eds.). (2007). Vatandaşlık gelirine doğru. İstanbul: İletişim Yayınları.

Ghatak, M., & Maniquet, F. (2019). Universal basic income: some theoretical aspects. Annual Review of Economics, 11, 895-928.

Hoynes, H., & Rothstein, J. (2019). Universal basic income in the United States and advanced countries. Annual Review of Economics, 11, 929-958.

Topateş, H . (2012). Çalışma ve yurttaşlık ilişkisi bağlamında temel gelir. Çalışma İlişkileri Dergisi, 3 (2), 131-153.

Van Parijs, P., & Vanderborght, Y. (2017). Basic income: A radical proposal for a free society and a sane economy. Harvard University Press

Yang, A. (2018). The war on normal people: The truth about America's disappearing jobs and why universal basic income is our future. Hachette UK.

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.