Ara
  • Utku Ilgaz Satılmış

DİNAMİZMİ ASLA SONA ERMEYEN ALAN: ÖZEL YAŞAMIN GİZLİLİĞİ ve BİR ELEŞTİRİ

Mutluluğu Arayan İnsan:


İdeolojilerin belirginleşmesi, ortaçağa kadar devam eden inanç temelli yaklaşımın azalması ile örtüşmektedir. Ortaçağ felsefe ve mutluluk anlayışına göre hedefin bu dünyadaki mutluluk değil, ahiret mutluluğu olduğu öğütlenmekteydi . Bu sebeple insan yaşamı, mutluluk üzerine kurulmamıştı. Başka bir deyişle mutlu olmak insanların temel gayesi olmamıştı. Zira bu yolda, insanların inançları uğruna, ızdırap çekmesi pek anormal karşılanmamakta, hatta gerekli dahi görülmekteydi. İnanç temelli sistemin sarsılması üzerine insanoğlu, mutluluğu getirecek yönetim sistemleri üzerine düşünmeye başlamıştır. Hatta bu düşüncesini pratiğe dökme ihtiyacı dahi hissetmiştir. Bu şekilde, ideolojiler belirginleşmiştir ve tüm temel ideolojilerin aslında tek bir ortak amacı olmuştur. Bu amaç insan mutluluğudur.[1]Sosyalistler toplumsallaşma ve eşitlik üzerinden insanları mutlu edecek bir sistem oluşturmaya çabalamış; Liberaller ise bireyselleşme ve özgürleşme üzerinden insanları mutluluğa ulaştıracak sistemi inşa etme çabasına girişmişlerdir.


Günümüz modern devletlerinde ağırlıklı olarak görülen, liberal demokratik sistemin en büyük iddiası, bu anlatılanlarla paralel olarak, bireysel özgürlüklere verdiği önemdir. Özgürlüğün her alana yayılması gerektiği iddiasındaki liberaller, bireyselleşmeyi mutluluğun bir parçası olarak görmektedir. Bu bireyselleşme alanının en önemli argümanlarından bir tanesi kişilerin hayatına müdahalenin minimal düzeyde olması, hatta hiç olmamasıdır. Bu argümanın en önemli enstrümanı ise özel yaşamın gizliliğinin korunması hakkıdır.


Bireyin gerçekten özgür olduğunu varsayabilmemiz için, onun özgür olduğunu hissetmesi, özgür iradesi ile davranışlarını yönlendirmesi gerekmektedir. İşte “özel yaşamın gizliliği hakkı” kişiye bu bağımsızlığı ve ruhsal özgürlüğü tanıdığı için bile çok değerlidir. İnsanın izlendiğini, adeta kontrol edildiği bilmesi, kendi iradesini değil, toplumca ya da çevresi tarafından onaylanmış bir iradeyi göstermesi sonucunu doğuracaktır. George Orwell’in “1984” distopyasında “Big Brother is watching you” sloganı aracılığı ile gözetim altında olma duygusu ve bu durumun insan hayatına etkileri birlikte ele alınmıştır. Kişilerin gözetim altında olduğunu hissettiği durumlarda sosyal ve siyasal tercihlerini açıkça ortaya koyamadığı gerçeği neredeyse tartışılmazdır.


Dinamik Bir Kavram Olarak Özel Yaşamın Gizliliği:

Özel yaşamın gizliliğinin hakkına değinmeden önce, “özel yaşam” kavramından bahsetmek gerekmektedir. Özel yaşamı, kişinin dışarıya açtığı hayat parçasının dışında kalan her alan diye kısaca özetleyebiliriz. Kişinin herkesle paylaşmadığı, başka kişilerle yakınlığına göre paylaşmayı tercih ettiği veya asla paylaşmayı tercih etmediği sır alanları “özel yaşam” kavramının konusunu oluşturacaktır. Görüldüğü üzere “özel yaşam” kavramı bireysel bazı ölçütlere göre tanımlanmıştır. Bu ölçütleri belirleyen unsur ise kişinin kendi hayat parçasını özel yaşam olarak tanımlayıp tanımlamaması durumudur. Özel yaşam gizliliği ise, “özel yaşam” olarak tanımlayacağımız bu alanı koruduğu için, özel yaşam kavramının dinamizmi son derece doğal olarak hakkın koruma kapsamını da etkilemektedir.


Her ne kadar tanımı bireysel ölçütlere dayalı olarak belirlesek de, konuya ilişkin farklı görüşler de bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, kişinin kamuya kapalı alandaki yaşamını “özel yaşam” olarak tanımlayan bir görüş bulunmaktadır. Bu tanım, bireyin kamusal alanda yaşadığı duygusal ve fiziksel ilişkileri özel yaşam olmaktan çıkacaktır. Bu tanımın özel yaşamın gizliliğinin koruma alanını daralttığı su götürmez bir gerçektir.


AİHM kavramın değişkenliğini göz önüne alarak “Niemietz v Germany” kararında özel yaşam ile ilgili kapsamlı bir tanım yapmanın gereksiz ve son derece zor olduğunu belirtmiştir.[2] AİHM yine, “Costello- Roberts v United Kingdom” kararında da “Niemietz v Germany” kararına atıfla özel yaşam kavramının geniş ve tanımlanması güç bir kavram olduğuna değinmiştir.[3]


Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuruları incelerken özel yaşamın ve doğal olarak hak kapsamına giren alanın dinamizmi konusunda AİHM ile aynı görüştedir. Mahkeme, özel yaşamın eksiksiz bir tanımı bulunmadığını kararlarında belirtmiş, hatta devamla AİHM ile çok benzer açıklamalar yaparak bu kavramın tanımlanmasından özenle kaçınıldığından bahsetmiştir.[4]


Özel yaşam kavramı ve buna bağlı olarak özel yaşamın gizliliği kavramı, toplumsal değerler, coğrafi konum, ekonomik faktörler ve siyasal yaşam gibi birçok etki alanına göre değişmektedir. Bundan on yıl önce ayıplanmayacak ya da özel olarak görülmeyecek bir konu, şu anda öyle görülebilmekte veya sınırın bir ucunda özel yaşamın parçası olarak değerlendirilebilecek bir konu hemen öteki tarafında kamusal alanın bir parçası olarak değerlendirilebilmektedir.


Gelişen teknoloji ve sosyal medyanın hayatımıza girmesi ile birlikte, kişilerin yaşamlarını ve kişisel bilgilerini paylaşmaları, özel yaşam alanlarına muhtemel müdahalelerin artması anlamına gelmektedir. Üstelik sağlık ve güvenlik gibi bazı temel ihtiyaçlarını karşılamak için bireyler, kendi iradeleri dışında da özel bilgilerini ve yaşamlarını zorunluluk ile paylaşmak zorunda kalmaktadırlar. Bir başka örnek olarak, insanlar artık kendileri için vazgeçilmez hale gelmiş, mülkiyet ikamesi olarak kullandıkları paranın “güvenli bir şekilde” saklanması için bankacılık sistemlerinin içine girerek, birçok özel bilgiyi o kurumlara “mecburen” sunmaktadırlar.[5]


Bütün bu durumlar ışığında, özel yaşama olan müdahalelerin artma kapasitesi göz önüne alındığında, AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin özel yaşama ilişkin bir genel bir tanım yapmaması oldukça yerindedir. Zira yapılacak genel tanım, yapıldığı anda çağın gerisinde kalmaya başlayacaktır. Bu durum ise onun koruma alanını ve kavramın dinamizmini zayıflatacaktır.


Bireysel Başvuru Üzerinden Bir Eleştiri:


Kamuoyunu bir süre meşgul eden Birsen Berrak Tüzünataç başvurusunda ise başvuruya konu olay kısaca, başvurucu ile Ş.G.’nin altıncı kattaki evlerinin balkonlarından görüntülerinin çekilerek TV programında yayınlanmasıdır. Bunun üzerine başvurucu ilgili yayını yapan TV kanalına şahsiyet hakkının zedelenmesinden ötürü haksız fiilden doğan manevi tazminat davası açmış ancak davası kanun yollarında reddedilmiştir. Sürecin devamında, AİHS’in 8. maddesi uyarınca bireysel başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, Basın özgürlüğü ile özel yaşama saygı hakkı arasında bir denge olması gerektiğini belirterek, esas incelemesi yapmış ve müdahalenin ihlal oluşturmadığına karar vermiştir.[6]


Mahkeme gerekçesini, kişinin toplumda tanınan sinema ve TV oyuncusu olmasına, görüntülerin açık alandan ve dışardan görülebilen yerden çekilmiş olmasına, başvurucunun mahremini koruma hassasiyeti göstermemiş olmasına dayandırmıştır.[7]


Başvurucunun mahreminin korunmasında hassas davranmadığı ifadesi bir mahremi olmadığı anlamına gelmemektedir. Özel yaşamın gizliliği, sadece özel yaşam olarak mahremi değil, bunun dışında kişinin bazı kimselerle paylaşmayı seçtiği alanı da korumaktadır. Zira başvurucu, komşuları tarafından görülmesinden herhangi bir rahatsızlık duymayabilir ancak görüntülerinin çekilip yayınlanmasının bu sınırların içinde olduğu düşünülemez. Ayrıca, kişinin özel yaşamı sadece mahreminden ibaret değildir ve özel yaşam, mahrem alandan(sır alandan) daha geniş bir alanı kapsamaktadır.


Görüntülerin açık alandan çekilmesi ya da balkonun açık görülebilir kamusal alan olarak tanımlanması da özel yaşam incelemesi yaparken mahkemenin gerekçesini çok güçlü kılmayacaktır. Daha önce bahsettiğimiz üzere, özel yaşamı tanımlarken, yaşam olayının kamusal alanda olup olmadığını inceleyen görüş, artık savunanı neredeyse kalmamış, son derece kısıtlı bir koruma alanı sunan görüştür. Mahkemenin bu yaklaşım üzerine gerekçesini kurmasının isabetli olduğu söylenemez. Kişi kamusal alanda, özel yaşamına ilişkin bazı şeyler yaşayabilir ancak bu durum kişinin özel yaşamın gizliliği korumasından yararlanmayacağı anlamına gelmemektedir. Belki söz konusu bu durum, başvurucunun görüntülerinin mahremi olmayacağı sonucunu doğuraraktır. Sonuç olarak ise, bundan tazminat miktarı ve haksızlık derecesini etkilenecektir. Ancak müdahalenin ihlal oluşturmadığını söylemek zordur.


Mahkemenin denge kurmaya çalıştığı bu iki hak için, kamu yararı gereği bir denge gözetilebilir. Ancak bu dengenin daha çok, toplumu yönetme yetkisi bulunan kişiler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği düşünülmelidir. Zira sanatçıların eserleri dışındaki özel yaşamlarının toplumun bir kesimi tarafından merak edilmesindeki kamusal yararın, geçmişi yüzyıllara dayanan insan hakları birikimini korumak konusundaki kamusal yararla yarışması son derece güçtür.


Mahkeme’nin, geçerliliği son derece azalmış bir özel yaşam tanımı üzerinden hareket ederek, ülkemizin insan hakları birikimi ve uygulaması bakımından olumsuz bir karara imza attığı söylenebilir.



[1] Aslında yalnızca ideolojilerin değil, felsefi alanların tümünün temelinde mutluluk arayışı yatmaktadır. Örneğin Aristoteles Etik anlayışını açıkladığı Nikomakhos’a Etik kitabında, etik davranmanın nihai olarak insanı “mutlu” kılacağını öngörür.
[2] Case of Niemietz v Germany, Appl No:13710/88, 16/12/1992, §29. “The Court does not consider it possible or necessary to attempt an exhaustive definition of the notion of "private life".”.
[3] Case of Costello-Roberts v. The Unıted Kingdom, Appl No: 13134/87, 25/03/1993, §36. “The Court agrees with the Government that the notion of "private life" is a broad one, which, as it held in its recent judgment in the case of Niemietz v. Germany, is not susceptible to exhaustive definition”.
[4]Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31; Halime Sare Aysal, B. No: 2013/1789,11/11/2015 , § 45.
[5]Hatta “zorunlu BES” uygulaması ile, çalışanlar, iradeleri dışında bireysel emeklilik sistemine alınmakta ve bilgileri şirketlerle paylaşılmaktadır. Konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi 2016/179 E. Sayılı iptal davası incelemesinde(E. 2016/179, K. 2017/176, K.T. 28.12.2017.) özel yaşamın gizliliğine yönelik bir ihlal bulmamıştır.[5] Bireyler tarafından sistemden çıkılması basit bir talep ile ivedi şekilde yapılabilirken, söz konusu BES uygulamasına ilişkin, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu düşünmek pek isabetli olmayacaktır.[5]
[6] Birsen Berrak Tüzünataç Başvurusu, B.No: 2014/20364, 5/10/2017, § 61 .
[7] Tüzünataç Başvurusu, § 54-59.


©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.