Ara
  • Fatma Atile

BUĞDAY İSYANLARI VE SWING HAREKETİ AÇISINDAN TOPLANMA VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ


Çağlar boyunca erken modern dönemde hatta on dokuzuncu yüzyılda halk protestosu denen kavramın bir mantığı vardı. Sıradan, halktan insanlar özellikle otoriter rejimlerin baş gösterdiği yerlerde protesto ederek taleplerini ortaya koyuyor ve seslerini yöneticilere duyurmak istiyorlardı. Zamanla iktidarın başındaki unsurlar değişse hatta seçimlerle ülkeyi yönetenler belirlense dahi halkın sesi olması beklenen temsilcilerin halktan uzaklaşması sonucu insanlar haklarını farklı yollarla aramaya başlamışlardır. Bu arayış bazen renkli sahnelere yer verse de gösterinin sonu kan ve gözyaşı ile hatta gökyüzünün hapsedilmesi ile sonuçlansa da insanlar yine de seslerini duyurmaktan vazgeçmemişlerdir.


Burada tanımlara ve birkaç AYM kararına yer verip yazımı sonlandırmayacağım. Zira tanımları, kanunları kelimesi kelimesine bilsek de o konuda çözüm üretmek de ya da uygulama da sıkıntı yaşamamız gösteriyor ki asıl sıkıntı maddelerde değil, o maddenin özünü kavramamızda yatıyor. 1959-2016 yılları arasında İHAM’in toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün ihlaline dair verdiği kararların ülkesel dağılımına baktığımızda ihlal sayısında başı çekiyor oluşumuzun irdelenmesi gerekir.


Birinci kuşak haklardan olan toplanma ve örgütlenme özgürlüğüne İHAS’ta ve anayasada yer verecek kadar neden önemli olduğunu anlamak için tarihte kısa bir yolculuğa çıkalım.


1709, Fransa… Alelacele hazırlanmış bir poster: “ Açlıktan ölüyoruz. Ekmek ve buğday fiyatlarını sabitlemenizi kayıtsız şartsız emrediyoruz yoksa evlerimizden kızgın birer aslan gibi fırlayacağız, bir elimizde silah diğerinde ateş!” Bu buğday isyancıları; erkekler, özellikle hane ekonomisinden sorumlu kadınlar ve genç insanlardan oluşuyordu. Hükümetin, kralın, valilerin, İngiltere’deki şeriflerin ekmeğin fiyatını sabitlemesini istiyorlardı; tıpkı Maximilien Robespierre ve Jakobenlerin onlardan istediği gibi. Ekmeğin fiyatı sabit ve mümkün olduğunca düşük olsun ki herkesin gücü ekmek almaya yetsin.


3 Mayıs 1775, Fransa… Bir kraliyet memuru hatıratı:” Bir gün önce tembihlenmiş olan silahşorlar pazar yerlerine akın ettiler. Kaçan isyancılar ekmek dolu sepetleri devirdiler ve atların yolunu engellediler. Sabah saatlerinde insanlar fırınlara gidip bulabildikleri tüm ekmeklere el koydu.” Bu yağmanın özel bir yanı vardı. Halk bunu şiddet kullanmadan yapıyordu. Fırıncıların dükkanları boşaltılıyor ve benzer duruma maruz kalmasını beklediğimiz pastanelere ve diğer yiyecek işiyle uğraşanlara kimse dokunmuyor.


Yıl 1816, İngiltere… East Anglia’daki tarım işçileri isyan ediyorlar.


Yıl 1856, yer İspanya… Valladolid ve Burgos’taki işçiler baş kaldırıyor ve dört uncu dükkanını, değirmenleri ve denetim bürosunu yakıyorlar. Sivil vali ayaklanmayı bastırmakta yetersiz kalınca karışıklıklar büyüyor kırsala ve kentlere yayılıyordu. Hınç içindeki isyancılar “Ucuz ekmek! Ucuz ekmek!” sloganlarıyla dükkan ve depoları yakıyor, buğday taşıma işini gören gemilere saldırıp tarlalarda henüz hasadı yapılmamış olan buğdayı ateşe veriyorlar, kırsaldan kente yüksek fiyata satılmak için götürülen buğdaylara el koyuyorlar.


Buğdayı çalıp götürmüyorlar ya da çalıp pasta, börek falan yapmıyorlar. Buğdayı alıp ortak mülkiyetlerindeki bir alana veya kapalı pazar yerine götürüyorlar. Adil olduklarını düşündükleri bir fiyat üzerinden sıradan insanlara satıyorlar. Yaşamak için ihtiyaç duydukları bir şeyi ellerinden alanlara müdahale edemedikleri için ahlaki olarak bir öfke içindeler. Aslında 1789’daki bildiğimiz o büyük toplu eylem Bastille Hapishanesi’nin halk tarafından basılmasının yanında Paris’i çevreleyen gümrük engellerine (duvarlarına), vergi dairelerine saldırılmasıdır. Kendilerini yeteri kadar yiyebilme hakkından mahrum eden adil olmadığına inandıkları bir ekonominin sembolü olarak görüyorlardı bunları.


1693’ten 1856’ya dek dalga dalga baş gösteren halk hareketlerinde insanlar yiyecek için savaşmış, direnmiş, isyan etmiş. Yerel halk günümüzde olmazsa olmaz dediğimiz ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı gibi birçok hakka o dönemde sahip olmasa da bu hakların yokluğu onları isyana sürüklememiş ta ki en temel hak olan yaşama hakları tehdit altına girene dek… Buğday isyanları siyasi bir protesto, toplu şiddet, duruma göre toplu pasiflik biçimi olarak ortadan kaybolmuştur.


On dokuzuncu yüzyıla geldiğimizde ekonomik değişimler bağlamında insanların yaşam tarzını tamamen dönüşüme uğratan kritik bir dönemle karşılaşıyoruz. Bütün bu süreçte en büyük kaybedenler, başarılı olamayıp dünyaları tamamen değişime uğrayan kırsal emekçiler, köylülerdi.


On altıncı yüzyıldan başlayarak çitleme hareketi esas olarak güçlü olanların kanunu arkalarına almaları anlamına geliyordu. Parlamento çitlemeyle ilgili olarak insanların ortak tarımsal alanları çitleyip hisselere ayırmalarına dair yüzlerce yasa geçirmişti. Büyük balık küçük balığı yerken yasama yine köylüleri yüzüstü bırakmıştı.


Köylülere ikinci darbe Sanayi Devrimi ile geldi. Swing Hareketi köylü emekçilerin devrime karşı toplu direnişlerinin temsili niteliğindeydi.


1829’da insanlar protestolar ve toplu eylemler başlatıyorlar. İnsanları tehdit ederek, harman makinelerini parçalayarak ve yakarak tepkilerini ortaya koyuyorlar. Önceden de çok iyi şartlar altında çalıştıkları söylenemese de en azından karınları doyuyor, uyumak için bakımsız da olsa başlarını sokacakları bir yerleri oluyordu. Sonra birden büyük çiftçiler biçerdöverler satın almaya başlamış ve artık köylünün yerini harman makineleri almıştı. Bu durumun katlanılamaz bir hal alması üzerine işsiz kalan köylüler makinelerden öfkelerini çıkarıyorlardı. O dönemde hazırlanmış bir posterin üzerindeki yazı: “Sizden intikamımız kararlı Kaptan Swing eliyle geliyor!” Kaptan Swing her yerdeydi. Kent’teydi, Cambridgeshire’daydı, Devon’daydı… Gerçekte hiç yaşamadı ama en azından halkın hayalinde her yerdeydi. Halk kazanıyor mu? Tabi ki de kaybediyor, çitleme olanca hızıyla devam ediyor. Ha bu arada küçük bir zaferde kazanıyorlar 1832 “Yoksulluk Yasası” belki de eylemleriyle siyaset yapan halktan etkilenmiştir. Fransız İhtilali’nin sonrasındaki temel hak ve özgürlükler alanındaki yeniliklerden bahsetmeye başlasak sayfalarca anlatırız. İşte bu ve benzeri birçok hak kazanımlarının ardında halk hareketlerini görmek mümkündür.


Halk hareketlerinin nasıl teşekkül ettiğine baktığımızda ise halkın örgütlenme ve toplanma ile bu hareketleri başlattığını söyleyebiliriz. Genel olarak bu hareketlerde yer alan halkın taleplerini iletebilecekleri yasal yolların bulunmadığı sesini o dönemin burjuvasına ve otoritesine duyuramayan halkın ellerindeki sınırlı güçleri yani çoğunluk ve birlik olmanın gücünü kullanarak isyanlara ya da direnişlere başladığını söyleyebiliriz. O dönemde ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünden bahsetmek pek mümkün değildi. Böyle olunca halkı barışçıl bir eksene itecek herhangi bir sınır olmaması isyanların büyük yıkımlar ile sonlanmasına sebebiyet veriyor ve bu hareketlerin ardından kazanılan haklar olsa da dökülen kanlar ve yol açtığı ekonomik sıkıntılar yine halkı olumsuz etkiliyordu. Zamanla mutlak otoritelerin yıkılışı demokrasinin doğuşu ile beraber özellikle 2. Dünya Savaşı’nın ardından insan haklarından bahsedilmeye başlandı ve bu haklar sözleşmeler ile güvence altına alınıp devletlerin iç hukuklarında hatta bizzat anayasalarında yer alarak daha meşru bir sınır çizdi.


Şimdi bu birinci kuşak haklar arasında yer alan toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü tarihsel bakış açısının ardından günümüzde nasıl ele alındığı İHAS’ın tanımı ve AYM’nin tanımları üzerinden yorumlayabiliriz.


“Örgüt” kişilerin serbest iradesi ile kurulan ortak bir amaç için bir araya gelen kişiler topluluğudur.


“ Örgütlenme Özgürlüğü ise bireylerin kendi menfaatlerini korumak için kendilerini temsil eden bir toplu teşekkül oluşturarak bir araya gelme özgürlüğü” şeklinde tanımlanmıştır. Örgütlenmenin toplum ya da birey açısından gerekli kılınması noktasında menfaatlerin korunması amacı aynı zamanda bu hakkın kullanım amacını da teşkil etmektedir. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara sahiptir.


“Toplanma” kavramı belirli bir amaçla geçici bir süre için özel veya kamusal bir mekanda kasti olarak bir araya gelme biçiminde tanımlanmaktadır.

Toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğünün özel bir biçimi olmakla beraber ifade özgürlüğünün kolektif bir biçimde kullanıldığı durumları içermektedir ve düşünceyi açıklama yollarından birini oluşturmaktadır.


Tarihteki ilerlemelerin temelini oluşturan kitlesel halk hareketlerinin kaynağına indiğimizde insanların belli menfaatlerini korumak için ortak bir amaç etrafında birleşip toplanmaları ve hak mücadelelerini vermeleri tesadüf değildir. İlerlemelerin temelinde yatan ifade özgürlüğünün ve diğer hakların devlet tarafından tanınmaması ya da kullanımının mümkün olmayacak şekilde kısıtlanması toplumun gelişiminin önüne konulan bir engeldir. Kamu düzeni gibi genel sınırlamalar bazen bu hakların kullanımında engel teşkil eder hale gelebiliyor. Özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına baktığımızda bu hakkın birazda olağan düzen akışını değiştirerek kendilerini görünür kılmalarını amaçladıkları düşünüldüğünde hakkın bu bağlamda sınırlandırılması demokratik toplumun gereklerinden midir sorusunu akla getiriyor.


Mutlak Krallığın savunucusu Hobbes “insan dili” diye şikayet eder “insan dili bir savaş ve isyan borusudur”. Oysa ortak iyiye ilişkin standardı ihlal eden bir otoriteye karşı isyana teşvik etmek ya da kendisine karşı meydan okunan bir otoriteyi muhalefet edene karşı savunmak olan sistematik bir entelektüel etkinlik tarzı geliştirebileceğini göz ardı etmiştir. İnsanlar konuşmalı, tartışmalı, müzakere edip bir araya gelebilmeli. Bu açıdan toplanma ve örgütlenme özgürlüğü halkın devlete ulaşma ve denetleme aracı olarak önemli yer tutar. İHAS madde 11:” Herkes barışçıl olarak toplanma özgürlüğü ve menfaatlerini korumak için sendikalar kurmak ve sendikalara üye olmakta dahil başkalarıyla birlikte örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.” Bu haklara getirilen sınırlandırmalar yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda gerekli sınırlandırmalar olmalıdır. Alınan tedbirler ve öngörülen cezaların barışçıl toplantı hakkına dolaylı olarak usulsüz sınırlamalara dönüşmesine müsaade edilmemeli. Birey güvence altına alınan toplanma hakkını kullanılırken, kamu güçlerinin keyfi müdahalesine karşı bireyin korunması gerekir. Devlet bireyi üçüncü kişilere karşı korurken aktif olarak güvenceyi sağlamakla pozitif yükümlü olduğu kadar bireyin hak ve özgürlüklerini kullanmasında oldukça pasif yani negatif yükümlülüğünün olduğunu unutmamalıdır. Bugün kadına karşı şiddeti protesto etmek için toplanan kadınların karşına coplarla barikatlarla erkek polisleri dikmek devletin yükümlülüklerini yanlış yerde kullandığını gösterir. Özgürlük ve adalet tam anlamıyla ancak güvenli bir ortamda sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle, güvenlik kaygıları barış ve huzur içinde insan onuruna yakışır biçimde yaşamanın, hak ve özgürlüklerin ve iyi yönetişim gibi evrensel değerlerin herkes tarafından tam anlamıyla yaşanmasını engellememeli veya zayıflatmamalıdır.


İHAS’ın hem başlangıç hükümleri hem düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade, toplanma ve dernek kurma özgürlüğü gibi hükümleri devlete bilhassa toplumda gerçek demokrasiyi tesis ve geliştirme konusunda pozitif yükümlülükler yüklemektedir. Demokrasiyi değerlerin çoğulculuğundan ayrı değerlendiremeyiz. Şu halde gerçek bir demokraside çeşitlilik, özellikle ekonomik, siyasi ve sosyal çeşitlilik; barış, zenginlik ve ilerleme için temel bir güç kaynağı olarak değerlendirilmelidir. Demokrasinin özü olarak farklılık her sese alan açılabilmesi için değerlidir. Zira tolerans kültürü olmaksızın sosyal uyum ve barış içinde yaşamadan söz edilemeyeceği gibi farklılıklardan yoksun olarak temel hak ve özgürlüklerin etkin kullanımından da bahsedemeyiz.



Yaralanılan kaynaklar:


Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi 3: Örgütlenme ve Toplanma Özgürlüğü (Dr. Ulaş Karan)


İsyan Borusu Kapitalizmin Yükselişi ve Siyasal Teori 1509-1688(Ellen Meiksins Wood, Neal Wood)


https://ocw.metu.edu.tr (Halk Hareketleri)

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.