Ara
  • Melisa Akcan

BİR TEHDİT UNSURU OLAN TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi*


Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, toplumun kendi sesini, isteklerini, sıkıntılarınıyetkili birimlere iletmesinde en önemli araçtır. Bu hak demokratik bir toplumun zorunlu unsurudur. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ifade özgürlüğü ile ilgili kararlarında sık sık “çoğulculuk”, “hoşgörü”, “açık fikirlilik” kavramlarını kullanmaktadır. Mahkemeye göre, çoğulculuk sağlanmışsa,vatandaşlar ve devlet farklı fikirlere karşı gerçek bir hoşgörü gösterecek zihniyete sahip ise “demokrasi” o ülkede yerleşebilir.[1] İnsan Hakları Komisyonu ilgili kararında [2]İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünü de demokratik toplumda yapı taşı olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ifade özgürlüğünün özel görünüm şekli olarak demokratik toplumda yerini almaktadır.


Peki gerek İnsan Hakları Mahkemesi gerek Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından demokrasinin unsuru olarak nitelendirilen ve önemi bu denli vurgulanan bu hak ülkemizde nasıl ve ne ölçüde kullanılmaktadır? Türkiye’de son zamanda toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünün kullanımı ile ilgili iki sorun öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki barışçıl gösterilerin nitelendirilmesi problemi ikincisi ise getirilen mekan yasaklarıdır. Bu bağlamda söz konusu konu iki başlık altında incelenecektir.


I.BARIŞÇIL GÖSTERİ


1982 Anayasası’nın 90.maddesinin açık hükmüne göre uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir. Ayrıca Anayasa’nın aynı hükmü uyarınca usulüne uygun yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde uluslararası anlaşmalar esas alınacaktır. Bu durum insan haklarına ilişkin sözleşmeleridiğer sözleşmelerden daha ayrıcalıklı ve önemli kılmaktadır. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi temel hak ve özgürlüklere ilişkinen temel sözleşmedir ve Anayasanın 90.maddesi uyarınca ülkemizde geçerliliği sağlanmıştır.


İHAS’ın11.maddesinde toplanma ve örgütlenme özgürlüğü düzenlenmiştir. Her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü Sözleşme’nin 11. maddesinin kapsamına girmemektedir. İHAS’ın koruması ancak ve ancak toplantının barışçıl olması şartına bağlanmıştır. Anayasa’nın 34.maddesinde ise herkesin silahsız ve saldırısız olmak koşuluyla toplanma özgürlüğü düzenlenmektedir.Bu noktada değinilmesi gereken husus hangi toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin barışçıl olup hangilerinin olmadığı noktasıdır.


Barışçıl gösteri içerisinde şiddeti öven, şiddete çağrı yapan veya şiddet içermeyen gösterilerdir. Şiddet içeren veya devletin bütünlüğüne zarar verici her türlü toplanma barışçıl olmamakla birlikte İHAS’ ın koruması dışındadır. Ancak toplumun bir kısmında rahatsızlık uyandıran toplantı ve gösteriler şiddet olarak değerlendirilmemelidir. Şiddete ya da demokratik ilkelerin reddine yönelen eylemler dışında; şok edici, kabul edilemez ya da belirli bir anlayışa göre gayrimeşru gözüken görüş ve sözlerin dile getirildiği toplanma ve ifade özgürlüğü kullanımlarını, önleyici nitelikteki genel yasaklar ile bastırmaya çalışmak, demokrasiye zarar verir ve hatta onu tehlikeye atar. [3] Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması adına yapılan faaliyetler, barışçıl olduğu müddetçe ne amaçla düzenlendiğinin pek önemi bulunmamaktadır.


Peki önceden bildirimde bulunulmayan gösteriler barışçıl gösteri kapsamına girer mi? Anayasanın34.maddesi’ne göre herkes önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Böylece toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, önceden izin alma koşulu kaldırılaraktemel insan hakkı seviyesinde anayasamızda yerini almıştır.2911 sayılı kanunun 10. maddesi uyarınca da toplantının yapılabilmesi için en az 48 saat öncesinden bildirimde bulunulması gereklidir.İHAM ’ın ve AYM ‘nin içtihatları doğrultusunda önceden bildirimde bulunma yükümlülüğünün getirilmiş olması bu hakkın kullanımını engelleyen bir sınırlama değildir. Bildirim yükümlüğünün asıl amacı sağlık ekiplerinin ve polis kuvvetlerinin orada bulunması için zaman kazanmak, toplananların güvenliğini sağlamak, gösteri yapılacak yerin iyileştirilmesine imkan sağlamak, gösteriye katılmayanların gündelik hayatlarının sekteye uğramaması için önlemler almak, trafik ve çevre düzenini korumaktır. Eğer bu yükümlülük sayılan amaçlar için getirilmişse elbette ki yerinde bir yükümlülük olacaktır. Bildirim veya izin sisteminin toplanma özgürlüğünün kullanılmasını engelleme veya ortadan kaldırmaya yönelik gizli bir engel oluşturma amacıyla kullanılmaması beklenmektedir.[4] Ancak ne var ki Türkiye’de bu durum bir sınırlama aracı olarak kullanılmaktadır ve mevzuatlarda bu denli insan hakları standartlarına uygun kaleme alınan bu hak uygulamada tam bir kaosa dönüşmektedir.


Ülkemizde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı trajikomik bir şekilde yanlış anlaşılmaktadır. Basında veya sosyal medyada sıklıkla duyulan ‘izinsiz yürüyüş yapıldı’ , ‘polis izinsiz göstericilere müdahale etti’ gibi ifadeler bu yanlışlığı ve bilgisizliği körüklemektedir. Bu duruma verilebilecek en yakın örnek ise Kadıköy’de gerçekleştirilen Las Tesis eyleminde kadınlara yapılan müdahaledir.


Şili’de erkek şiddetini ve eril devleti protesto etmek ve kadın dayanışmasını göstermek amacıyla Las Tesis adı atında danslı protesto gerçekleştirildi. Şili’de başlayan bu haykırış tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de hayat buldu. Zira kadın cinayetlerinin bu denli fazla olduğu bir ülkede kadınların bu danslı eyleme katılmaları içten bile değildi. Birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliği ile 8 Aralık 2019 tarihinde Kadıköy’de kadınlar toplanarak Türkçeye çevrilmiş şarkı sözleri ile Las Tesis dansını gerçekleştirdiler. Ne var ki bu gösteriye de polis müdahalesi gecikmedi. Emniyet mensupları ‘tecavüzcü sensin, suçlu polisler, yargıçlar, devlet ve başkan’ sözlerini yasaya aykırı buldu ve Cumhuriyet Savcılığı gösteriye katılan altı kadın hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis isteminde bulundu. ‘Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama’ suçlamasıyla göstericilere dava açıldı. Bu ceza istemi ve dayandığı ‘bahane’ hangi açıdan incelenirse incelensin demokratik bir toplumda –ya da en azından öyle olduğunu iddia eden bir devlet otoritesinin çatısı altında- ifade özgürlüğüne çekilmiş bir prangadan başka bir şey değildir.


Öncelikle yukarıda ayrıntılı olarak anlatılan ve ilkeleri uluslararası mevzuatta açıkça dile getirilen toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkı ‘barışçıl’ olduğu müddetçe anayasal bir haktır. Kadınların dans ederek eylem yapmalarından daha barışçıl bir gösteri olmayacağı kuşkusuzdur. Peki neydi kanuna aykırı olan toplantı ve gösteri? Bildirimsiz olarak gerçekleştirilmiş olması mı yoksa şarkı sözlerinde geçen ifadeler mi? Ki her iki durumda da gösterici kadınların gözaltına alınması başlı başına bir hukuksuzluk yaratmaktadır. İHAM ve AYM içtihatlarında sıklıkla değinildiği gibi toplantının yalnızca yasalarda öngörülen usule aykırı yapılmış olması toplantıyı barışçıl olmaktan çıkarmamaktadır.[5] Bir başka deyişle, toplantının bildirim koşulu yerine getirilmese de yetkililer toplantının yapılmasına izin vermelidir. Çünkü İHAM’ ın açıkça belirttiğigibi toplantı öncesinde bildirimde bulunulup bulunulmaması tek başına belirleyici olmamalı, söz konusu toplantının barışçıl bir biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği ön planda tutulmalıdır.[6] Gösteri barışçılsa ve kamu düzenini bozmuyorsa bildirimin olmaması toplantıyı yasadışı kılmaz.


İHAM’ınbir başka kararına[7] göre de Sözleşme’nin 11. maddesi barışçıl ama yasal olmayan gösteri ve yürüyüşlere de uygulanmaktadır. Böylece bildirimsiz toplantı ve gösterilerin ,‘yasaya aykırı olması’ durumunda dahi, her zaman İHAS m.11 ve Anayasa m.34 kapsamında korunması gerektiğini bir kez daha açıkça dile getirilmiştir. Ayrıca Mahkeme, eylemin yasaya aykırılığının da barışçıl bir gösteriyi dağıtmak için makamlara sınırsız yetki vermediğini hatırlatmaktadır [8]Anayasa Mahkemesi’ne göre de barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir.[9]


Eylemde geçen sözlerin kanuna aykırı olduğu iddiasına değinecek olursak bu sözler ifade özgürlüğünün kapsamına girmektedir. AYM’nin yerleşik içtihadına göre belli bir kişiyi ya da kurumu rahatsız edici, şoke edici kelimeler ifade özgürlüğünün kapsamındadır. Ayrıca Las Tesis eyleminde sarf edilen ifadeler şarkının orijinalindenTürkçeye çevrilmiş halidir. Öyle olmasa bile unutulmaması gereken husus, bu ifadeler düşünce hürriyetinin koruması altındadır. Tüm bu açıklamalar ışığında göstericilere açılan davanın hukuksal bir dayanağı kalmamaktadır. Bu nedenle göstericiler adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. Ancak adli kontrol şartının da kendisi bir sınırlama değildir de nedir?


II.MEKAN YASAKLARI


Ülkemizde her alanda olduğu gibi mekan yasakları konusunda da uygulamada problemler vardır.Bir mekanın toplanma özgürlüğüne kapatılması ancak diğer hakların ve hukuki menfaatlerinaçık bir şekilde tehlikeye düşmesi halinde söz konusu olmalıdır.Fakat tüm bu koşulları karşılaması durumunda dahi, mekana yönelik önleyici bir yasağın , belirli bir olay ve süre ile sınırlı olması zorunludur. Dolayısıyla bir kamusal mekanı toplanma özgürlüğüne genel olarak kapatmak, kategorik olarak bu özgürlüğün ihlali sonucunu doğurur. Kamu otoritelerin toplanma özgürlüğüne ölçüsüz müdahalelerinin yanı sıra bu tür müdahalelere imkan tanıyan yetkiler veren ve kapsamı net bir şekilde ortaya konmamış muğlak düzenleyici işlemler de özgürlüğün ihlaline yol açar.[10]


2911 sayılı kanunun 6. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergahını belirleme yetkisi en büyük mülki amire verilmiştir. Ancak bu yetki neredeyse sınırsızdır. Maddede açıkça görüldüğü gibi il ve ilçelerdeki mülki amir birçok birimin görüşünü alarak mekan yasakları getirebilmektedir. Aynı kanunun 22.maddesinde de toplantı ve gösteri yapılamayacak yerler açıkça belirtmiştir. Halbuki İHAM’ ın yerleşik içtihatlarında parklar ve genel yollar toplantı ve gösteri yapılabilecek kamusal mekanların başında gelmektir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de aynı görüşü benimsemiş olacak ki 2017 yılında verdiği karar[11] ile ‘genel yollar’ ibaresini iptal etmiştir. Ancak bu durumda dahi mülki amirlerinin sınırsız yetkisi ile getirilen mekan yasakları bu hakkın etkili bir şekilde kullanılmasını önemli ölçüde engellemektedir. Son yaşanan olaylarda bunu gözler önüne sermektedir. Bu noktada en büyük sorun, yer ve güzergâh belirleme yetkisinin, somut bir toplanma ya da protesto eylemine yönelik bir tedbir alınması amacıyla değil, sınırsız süreyle geçerli, önleyici bir yasaklama şeklinde kullanılmasıdır.[12] Bu kapsamdahukuki dayanağı bulunmayan mekan yasaklarına aykırı toplanılan her gösteri kanuna aykırı kabul edilmekte ve müdahale ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yapılması planlanan eylemegetirilen sınırlandırma da bu türden bir hukuksuzluk yaratmaktadır. Bu eyleme yapılan müdahalenin birçok eyleme yapılan müdahale ile ortak noktası Taksim Meydanı’ndaki eylem yasağıdır. Gerek 1 Mayıs İşçi Bayramı gerek 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve gerekse birçok eylem sürekli ‘Taksim yasağı’ na takılmaktadır. Yetkililer bazen kamu düzenini bazen başkalarının haklarını bazen de ‘Taksim bizim kırmızı çizgimizdir’ sözleri ile Taksim’in kendilerince önemini bahane olarak göstererek eylemleri yasaklamakta ve bu yasağa uymayanlara da orantısız kuvvette bulunmaktadır.


8 Mat 2020 tarihinde de kadınlar her sene olduğu gibi Taksim Meydanında protesto yapmaya çalışmış ancak polislerin müdahalesine maruz kalmışlardır. Polislerin müdahalesi sonucu 34 kadın adeta yaka paça gözaltına alınmıştır. Bu gösteriler sırasında kadınlar sloganlar atmış, şarkılar söylemiş ve hiçbir şiddet eylemi sergilememişlerdir. Barışçıl gösterilerde bulunan kadınların bu denli güçlükle karşılaşmaları ve müdahaleye maruz kalmalarındaki asıl amaç her eylem ve gösterilerde olduğu gibi fikirlerin sesini kısmak ve duyulmasını engellemektir. Zira İnsan Hakları Mahkemesi , bu türden sert bir müdahalenin, genel olarak vatandaşlar tarafından gösteri yapma haklarının kullanılması üzerinde "caydırıcı bir etki" yarattığı kanısına varmaktadır [13] Yasaklamaların amacı tam da budur: Caydırıcı etki yaratmak.Caydırıcı etki; toplanma özgürlüğüne dair ulusal hukuktaki sınırlandırıcı ve cezalandırıcı hükümlerin genişliği nedeniyle ya da barışçıl olmasına rağmen, sadece bu hükümlere uyulmadığı gerekçesiyle kanun dışı ilan edilen toplanmalara yönelik polis şiddeti ve cezai yaptırımlar sonucunda, bireylerin korku, endişe ya da çekince yaşaması ve barışçıl bir toplanmaya katılmaktan imtina etmesi anlamına gelir.[14] Son yıllarda ifade özgürlüğüne ciddi müdahalelerin olmasından toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı da nasibini almıştır. Toplanma ve gösteri hakkına getirilen mekan yasakları, ‘savaşa hayır’ başlığı altında gösteri yapılmasının yasaklanması gibi konu yasakları, toplantının bildirimsiz olması nedeniyle hukuka aykırılık kisvesi altında her türlü müdahaleye maruz bırakılmaları ve tüm bu engellere rağmen bu hakkını özgürce kullanmaya çalışan insanlara karşı kolluk kuvvetleri tarafından gösterilen orantısız kuvvet sonucunda yaralanmaların ve hatta ölümlerin meydana gelmesi toplumsal hafızada bir baskı unsuru olarak yerini almaktadır. Bu baskı ve caydırıcı etki ise mevzuatlarda son derece demokratik bir toplumda olması gereken gibi düzenlenen bu hakkın aslında ne kadar özgürce kullanılmadığının en büyük kanıtıdır.

Mevzuatlardaki hükümler ile yaşanılanlar arasındaki uçurumun bu denli fazla olması ülkemizde kanunların ve yüksek mahkemelerin vermiş olduğu içtihatların sadece bir kağıt parçası ve sözcükyığını olduğunu acı bir şekilde gözler önüne sermektedir.Ülkemizde kanun hükümleri ile bu hükümlerin uygulanması arasındaki çelişki bir an önce ortadan kaldırılmalıdır. Aksi takdirde hem bizlerin hem de gelecek nesillerin söylediği her bir kelimeden sonra müdahale gecikmeyecek ve özgür bireylerin özgür fikirlerine zincirler vurulacaktır.


Herkesin hür düşünüp, hür konuşması dileğiyle.


Melisa Akcan*


Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi*

[1] İNCE, Hüseyin,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları Altında Barışçıl Gösterilerde Orantısız Güç Kullanılması, dn.25 [2]30 Kasım 1992 tarihli Friedl v. Avusturya kabul edilebilirlik kararı [3] ÖZENÇ, Berke, TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ ÖZGÜRLÜĞÜ VE MEKÂN YASAKLARI [4] KARAN, Ulaş, ÖRGÜTLENME VE TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜ, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi - 3 [5] KARAN, Ulaş, ÖRGÜTLENME VE TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜ, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi - 3 [6]Oya Ataman v. Türkiye Kararı [7]Cissé v. Fransa Kararı [8] Süleyman Çelebi ve Diğerleri v. Türkiye (No.2) [9]AYM, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve Diğerleri Kararı [10]ÖZENÇ, Berke, TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ ÖZGÜRLÜĞÜ VE MEKÂN YASAKLARI [11] AYM E. 2014/101 K.2017/142 [12] ÖZENÇ, Berke, TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ ÖZGÜRLÜĞÜ VE MEKÂN YASAKLARI [13] Süleyman Çelebi ve Diğerleri v. Türkiye (No.2) [14] ÖZENÇ, Berke, TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ ÖZGÜRLÜĞÜ VE MEKÂN YASAKLARI

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.