Ara
  • Hüseyin Özyurt

92. OSCAR ÖDÜLLERİ TÖRENİ VE İNSAN-ÇEVRE HAKLARI AKTİVİZMİ

Konu Oscar Ödülleri olunca ister profesyonel sinema sanatçıları olsun ister seyirci olsun isterse bu konuda hiçbir fikir sahibi olmayan bir insan olsun birçoğunun Oscar’ın hiçbir belirleyiciliği olmadığına dair çok katı eleştirilerde bulunduğuna ve bu konuda genel bir kanının var olduğuna şahit olmaktayız. Elbette ödüllerle ilgili bir grup insanın “en iyi” belirlemelerinin yerindeliği konusunda üstünkörü olarak bile çok derin tartışmalar üretmek mümkün olsa da; bu ödüllerin verilmeye başlandığı yıllardan itibaren bugüne ulaşan popülerliği ve insanlar üzerinde oluşturduğu reklam etkisi tartışılamaz niteliktedir. Zira her ödül töreninden sonraki sabah tüm dünyadaki hem küresel hem bölgesel haber bültenlerinde gündem başlıklarının bu ödül töreninin detaylarına ilişkin olduğunu rutin bir şekilde deneyimliyoruz. Ödül töreni özelinde yapılan değerlendirmelerin, protestoların özellikle sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada toplumsal hareketlere dönüştüğünü de yine tecrübe ettik (bkz. Di Caprio Protestosu1, Selfie Trendi, Trump Vize Yasağı Protestosu).


Ödül alan filmlerin gişede hasılatlarının yükselmesi, ideolojik mesajlarının popülerleşmesi, görünürlüklerinin artması, politik taleplere ve toplumsal yaşayışa öncülük etmesi bu etkinin yadsınamaz gücünün başlıca sonuçları olup, bu popülerlik ve reklam etkisinden yararlanmak isteyen sanatçılar; ödül sahnesini efektif olarak popülerliklerini pekiştirmekte kullandığı gibi; fikirlerini, inançlarını, toplumsal ve politik rahatsızlıklarını dile getirmekte de kullanmaktadırlar. Dolayısıyla Los Angelos’taki o ışıltılı sahnenin ifade özgürlüğünün çok etkin bir şekilde kullanıldığı bir mecraya dönüştü(rül)ğünü de söylemek -pekâlâ- mümkün artık. Bu yıl da bu mecranın; mesaj, söylem ve aktivizmle etkin olarak kullanıldığına çokça şahit olduk diyebiliriz.


Bu mesajlara geçerken tabi ki öncelikle kırmızı halıdan başlamak lâzım. Birçok başarılı performansa imza atan oyuncu, yönetmen, senarist ve prodüktör Natalie Portman, daha önce Oscar’a aday dahi gösterilmeyen kadın yönetmenlerin isimlerinin işlendiği siyah bir ceket giyerek feminizme dair naif bir aktivizm yapmayı tercih etti. Her ne kadar çok tatlı ve haklı bir eleştiri olarak görünse de bu durum, Natalie Portman’ın sahip olduğu Prodüksiyon şirketinin kurulduğundan bu yana sadece iki kadın yönetmenle küçük projeler yaptığı da ortaya çıktı. Gösteriş amacıyla yapılmış gibi görünen bu kadın aktivizmi sonrası Natalie Portman, doğal olarak bundan sonra başarılı bulduğu kadın yönetmenlerle de çalışacağının sözünü vermek zorunda kaldı.


“Jojo Rabbit” filmiyle en iyi uyarlanmış senaryo ödülünü alan yönetmen Taika Waititi (Taika David Cohen) de ödül konuşmasında, almış olduğu ödülü tüm yerli çocuklara adadığını söyleyerek; yönettiği filmle beyaz perdeye taşımış olduğu Çocuk hakları aktivizmini, bu konuşmayla Oscar sahnesine de taşımış oldu.


Gecenin bir diğer aktivist söylemi ise Joker filmi için bestelemiş olduğu nihilist tema ve müziklerle en iyi film müziği ödülünü alan ve 23 yıldan beri bu dalda Oscar kazanan ilk kadın müzisyen olan Hildur Guðnadóttir’den geldi. Ödülü sunarken kadın sunucular ve kadın orkestra şefiyle başlayan feminizm dokunuşları, Hildur’un sahnede kadınlara yönelik “Sesinizi yükseltin lütfen, sizin sesinizi duymaya ihtiyacımız var.” cümlesiyle feminizm adına oldukça tatlı, duygusal ve etkili bir aktivizm olarak zihinlerde kendine yer bulmayı başardı.


Gecenin en büyük olayına geçmeden önce yine bir o kadar etkileyici olan ve uzun zaman boyunca da aklımızda kalacağını bildiğimiz başka bir konuşmaya geçelim. Beyaz perdeye ilk çıktığı andan itibaren inanılmaz başarısı ve bu başarıya karşılık ödüllendirilmesiyle ortaya çıkacak etik karmaşayı gündeme getiren - her şeyiyle kusursuz diyebileceğimiz- Joker filmini, oyunculuğuyla da unutulmaz kılan Joaquin Phoenix, tüm prestijli ödülleri toplamasının ardından yaptığı etkileyici konuşmalar serisini bu yılki en iyi erkek oyuncu Oscar’ını aldığında da devam ettirdi. Abisi River Phoenix gibi 5 yaşından beri vegan olan oyuncu; Vegan ve Çevre Aktivizminin ağırlıkta olduğu, bütün aktivizm söylemlerinin aslında adaletsizlik ve sosyal totalitarizmle savaşmak bağlamında birbiriyle aynı amaca hizmet ettiği ve bu nedenle daha iyi bir dünya için rahatsızlık duyulan tüm hususlarda hep beraber çalışmanın daha etkili olacağına yönelik dışlayıcı aktivizmi reddeden, birleştirici aktivizmi temele alan duygusal bir konuşmayı sahneye taşıdı.8 Konuşma, günümüzde bile hala hak ettiği değeri görmeyen hayvan hakları bilinci üzerine ve bu konuda insanın ben-merkezci yapısını eleştiren bir üslupla devam etti. Bu bakımdan gecenin en samimi ve akıllarda en çok kalan konuşması olduğu söylenilebilir. Hayvan hakları, Vegan ve Çevre aktivizmi, Joaquin Phoenix sayesinde uzun zamandır ilk defa bu denli sesini duyurabilme olanağını yakalamış oldu.


Gelelim gecenin en büyük olayına. Oscar ödüllerinin Hollywood içine hapsolmuş muhafazakâr gerçeği, her ne kadar dünya üzerinde yapılan bütün filmlere kapısını açmış olduğunu söylese de kimilerine göre “faşist” bir uygulamayla pratikte kendini sürdürmeyi başarmış ve birçok eleştirinin hedefi haline gelmişti. İngilizce dışındaki yerel dillerin Oscar Akademisi ve camiası tarafından hak ettiği ilgiyi hiçbir zaman görmemesi; Alfonso Cuarón, Alejandro González Iñárritu, Asghar Farhadi, Abbas Kiarostemi, Costa Gavras9 gibi birçok ünlü yönetmen tarafından daha önce de protesto edilmişti. Bu yıl, ilk defa İngilizce olmayan ve İngilizce dublajının yapılmasına yönetmeni tarafından izin verilmeyen bir filmin gecenin en önemli ödülü olarak görülen “En İyi Film” ödülünü alması, bu konuda yıllarca süregelen aktivizmin (Indigenous Language Activism) ilk meyvesi olarak değerlendirildi. Bu yılki Golden Globes’ta yapmış olduğu ödül konuşmasında “2,5 cm’lik altyazı bariyerini aştığınızda, birçok harika filmle tanışacaksınız.” cümlesini müteakip Oscar tarihindeki ilk İngilizce-dışı (non-English) film olarak “En iyi film” ödülünü kazanan “Parasite” filminin Güney Koreli yönetmeni Bong Joon-Ho, ırkçılığın farklı bir boyutuyla mücadeleyi temsil eden bu aktivizmin ilk büyük zaferini elde etti.


Tüm bu gelişmelerle birlikte, 10 Şubat 2020 sabahı uyandığımızda aklımızda kalan ve bilinçlerimize, duygularımıza dokunan bu gibi olaylarla, aktivizm; yine dünyaya sesini duyurmaya, kendini göstermeye çalıştı. Kimi samimi kimi gösteriş içindi belki fakat insanlık ve dünya adına en iyisinin ne olduğu konusunda düşünmemize, fikirler geliştirmemize bir nebze de olsa öncülük etti. Bağımsız sinemanın üretmiş olduğu filmlerin içerisinde; 45 saniyelik11 ödül konuşmalarından ve 3 saatlik gösterişli, yüzeysel törenlerden çok daha derin mesajların var olduğunu ve biz insanların bilinçlerine dokunmayı beklediğini unutmayın. Dolayısıyla ödül törenlerinden çok bağımsız filmleri izlemeniz, ödüllerden çok ödüle ihtiyaç duymayan filmleri takip etmeniz dileğiyle.

©2020, İkarus Dergi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.